Bal Kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bal Kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kedi annesi/babası olun.


Fotoğrafta gördüğünüz zibidinin hayatıma girmesinden sonra sabahlarım kökten değişti.
Daha yorganı üzerimden atarken uyandığımı hissediyor ve salondan yatak odasına doğru hızla gelen pati seslerini duyuyorum: pıtı pıtı pıtı pıtı...
Kapıdan girerken ilk ''Miyaaaaav!'' geliyor, sonra yatağa zıplıyor ve kafasını yanaklarıma bir sağ-bir sol olmak üzere sürtüyor.
Kuyruk dimdik elbette :)
Yataktan çıkar çıkmaz ayaklarımın dibinde; bacaklarımın arasında döne döne benimle birlikte önce banyoya geliyor, sonra mutfağa. Olur da tuvalette biraz oturacak olursam kucağıma zıplamakta zerre kadar sakınca görmüyor şebelek! :)
Miyav!lar bitmiyor bu süre boyunca. Hem de miyav'ın bin bir şeklini duyuyorum.
Miyav! Miv! Mi! Mirrrrk! Meoooo! Mi mi mi! :)))
Mırıldanması da durmuyor. Sanki minik bi' motor yutmuş gibi Yodişim :)
Purrrrrrr, purrrrrrullrullllrrruurrrrrr :)))
Bu seromoni her gün, her sabah yaklaşık on dakika yaşanıyor.
Gel de sevme! Gel de gülümseme! :)
Her sabahım gülücüklerle başlıyor.

Bal'ımın sevgi gösterisi de tuzu-biberi oluyor.
Nazlı nazlı mutfak kapısından giriyor, kuyruk dimdik-palmiye modunda, kesik kesik ''Mev, mev, meooov-vi!'' :)
Hep aynı ses.
Gelip kucağıma atlıyor, yaklaşık bi' beş dakika da Bal'ımın keyifli mırıldanmalarını, bana göz süzmelerini izliyorum.
Ellerim tüylerinin arasında kayboldukça sanki bedenimde bulunan olumsuz ne varsa hepsi ellerimden akıp gidiyor...
Sabah terapim on beş dakika anlayacağınız :)

Zaten güne gülücükler atarak başlayan biriyim ben; hiç suratsız uyanamam.
Bu sevgi gösterisinden sonra ben pamuk helva kıvamında işe gidiyorum.
Evden çıkarken içim acıyor. Ayaklarım geri geri gidiyor hep.
Zaten ofise girdikten yaklaşık bir saat sonra bendeki rahatlık, gülümseme vs. benden emilmiş-çekilmiş oluyor.
Günün geri kalanı sinir-stres çalışıyorum. O yetişmeli, bu bitmeli, şu gitmeli! :/
Aklım-fikrim evde, kızlarımda...
Eve koşa koşa dönüyorum. Akşam benzer bi' sevgi gösterisiyle karşılaşıyorum ama bu sefer başrol Bal'ımın oluyor :)
Kucağıma zıplayıp, yüzüme bakıp gözlerini süzüm süzüm süzdükçe alıp kalbime sokasım geliyor Bal'ımı.
Eve girdikten yarım saat sonra ben yine pamuk helva :)))

Kitap okuyorum; biri kucağımda.
Film izliyorum; biri kolumun altına sokuluyor.
Gece yatağıma giriyorum; ikisi birden yatak başlığında yerlerini alıyorlar :)
Sırf kızlarımla birlikte uyuyabilmek için onlara yatacak yer bulunan yatak aldım. Bazı sabahlar uyandığımda yattıkları yerden kafamın üzerine doğru sarkan iki pofuduk kuyruk görmek veya bana doğru uzanmış patileri görmek muhteşem! :)
Göz hapsinde tutuluyorum; yattıkları yerden hareketlerimi izliyorlar.
Bir odadan diğerine giderken sağlı-sollu iki tüy yumağı, iki puf puf kuyruk benimle geliyor.
Sırf ne zaman vazgeçeceklerini görmek için bazen evde odadan odaya amaçsızca yürüyorum; benimle birlikte oda oda geziyorlar :)))

Sırf ''her yer tüy olacak'' bahanesine sığınıp, kendini bu sevgiden-terapiden mahrum eden insanları anlayamıyorum.
Tüy varsa çözümü de var.
Ben de o insanlardan biriydim bundan 2.5 yıl öncesine dek.
Zararın neresinden dönersen kardır derler ya; ben zarardan döndüm :)
Kimse size günde iki seans-ücretsiz mutluluk terapisi veremez.
Siz de zarardan dönün.

Kendinize çok büyük bi' iyilik yapın: kedi annesi/babası olun :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Isırıkçı Bal'ım



''Bal'ım nasıl?'' diye sormaya başlayan arkadaşlarım var.
Üstteki fotoğrafta gördüğünüz gibi, artık o minnak aslan oldu; kükrüyor :)

Geçenlerde çok tatsız-tuzsuz bir durum yaşadık Bal'ım ile :/
Beni -özellikle Twitter'da- takip edenler bilir; Bal'ım 26 Nisan Cuma günü kısırlaştırıldı.
Sibirya kedisi olmasına rağmen çok minik oluşu (ameliyat öncesi 2.5 kilo idi) sersemletti onu.
Bir hafta özel bir kıyafetle dolaştı evde. Bulduğu her fırsatta da kıyafetinin bağlama yerlerini açtı :)
Neyse, kıyafet çıktığı anda bizimkisi evde dört dönmeye başladı. O bir haftanın acısını evin her köşesinin tozunu attırarak çıkardı sağolsun.
Şekil 1 A:


Aradan geçen iki haftadan sonra minnakın tırnaklarının çok uzadığını farkettim.
Kucağıma geldiği bir anda hafifçe severek-başını okşayarak fırçalamaya ve tırnaklarını kontrol etmeye başladım. Buraya kadar her şey normaldi. Sonra tırnaklarını kesmeye başladım. İlk üç tırnakta hiç sorun yokken dördüncü tırnağa geldiğimde stres yaptı. Kedisi olanlar bilirler, temkinli bir şekilde-hafifçe kasılmış halde- durmam için ne gerekiyorsa yaptı ve kaçmak istedi.
İzin vermedim, bir kaç denemede daha bulundu ve tehditkar bir şekilde miyavlamaya başladı.
Veteriner, ''istemediğiniz bir şeyi tehditle, miyavlayarak, tırmalayarak, tıslayarak yapmaya kalkarsa şiddet uygulamadan durdurun, yapmasına izin vermeyin. Bir kez yaparsa, her seferinde aynı şekilde davranarak yapabileceğini düşünür, sorun yaşarsınız.'' demişti.
Bu konuşma aklıma geldi, gitmesine-kaçmasına izin vermedim.
Bir kaç kez daha zorladı ama ciddi ciddi sinirliydi.
Sıkıca kavrayıp -bir nevi hareket yeteneğini sıfırlayıp- kucağımda kalmasını sağladım.
Çok sinirlendi. Resmen bağırdı bana. Öyle bir miyavlama duymadım şu geçen iki yılda Bal'ımdan.
Baktı ki kaçarı yok, cart! diye geçiriverdi dişlerini sol elime. Öyle böyle değil, basbayağı sonuna dek geçirdi dişlerini. Yine izin vermedim ve canımın da yanmasıyla bas bas bağırdım yüzüne. ''Terbiyesiz, şımarık, ne yaptığını sanıyorsun sen? Bu ne şimdi? Utanmaz!'' ama fiziki şiddet yok, sadece sesimin yettiğince bağırdım.
Çişini altına kaçırdı. Tuttum bunu banyoya götürdüm. Çıt yok! Elimden kanlar akıyor, bildiğin kan gölü ortalık. Bunda ses seda yok.
Önce elimi temizledim, kanı durdurmaya çalıştım. Sonra bunun çiş değen her yerini şampuanlı bezle temizledim-duruladım-kuruladım.
Kuyruk apışarasında, yere sıfır, tık yok. Yüzüme bile bakamıyor.
Aldım kucağıma, sanki hiç bir şey olmamış gibi başladım konuşmaya. Bir yandan da hafif hafif okşuyorum, konuşuyorum. O tırnakları kestim. Çıt çıkarmadı edepsiz. Demek ki isteyince gayet güzel uslu durabiliyor.
Tırnak-temizlenme faslı-tarama derken aradan yarım saat kadar geçti ama ben elimde bir anormallik olduğunu anlamaya başladım. Sol baş parmağımı oynatamıyordum.
Akşam oldu, benim el de tabiri caizse davul oldu :/
Dişlerin geçtiği yer sızlamaya, iyiden iyiye acımaya, nasıl desem ''zonklamaya'' başladı.
Ertesi günü doktora gittim. Çünkü sabah elim iyice kızarmış ve şişmiş haldeydi.
Tetanoz iğnesini yedim. 7 günlük bir antibiyotik tedavisine alındım. Yaram temizlendi, el sarıldı. 3 gün elim sargıda kaldı. Bakınız:
Şekil 2 A:

Doktor dedi ki, kendi kedim olduğu için, aşıları tam olduğu için şanslıymışım. Kuduz gibi bir tehdit olmamasına rağmen kedi ısırığı ve tırmalaması aslında çok tehlikeliymiş. Hatta ve hatta, literatürde ''Kedi Tırmalaması Hastalığı -Cat Scratch Disease'' diye geçen bir hastalık varmış ve bir çok insan (benim gibi) bundan bir habermiş. Isırılma durumunda Tetanoz iğnesi ve antibiyotik tedavisi şartmış. Yaranın da çok iyi dezenfekte edilmesi gerekiyormuş. Çünkü, bende olduğu gibi, yarada enfeksiyon oluşması durumunda el sıvı toplamaya devam ediyor ve bu sıvı elin içinde bulunan ne kadar sinir-damar-kas varsa hepsini sarıp baskı yapıyor ve çok ağrılı-acılı, elin işlevini yitirmesine varan ve sonu ameliyat olan durumlar ortaya çıkıyormuş.
''Oyun bile olsa elinizi ısırmasına-tırmalamasına izin vermeyin.'' dedi.
Zaten ısıran, tırmalayan bir kedi hiç olmadı benim minnak. Şimdi oyun-moyun kendini azıcık kaybettiği durumlarda ''Hayır!'' demem yetiyor normale dönmesine.
Bu olaydan bir saat sonra yine kucağımda mırlıyor-purluyordu o ayrı mesele. Sanki o olay hiç yaşanmamıştı.
Aynı şebekliklere, oyunlara, şirinliklere kaldığı yerden devam ediyordu. Balık hafızası var benimkinde :)

Neyse, bu olayın dışında Bal'ım neler yapıyor buyurun görün:


Bulduğu her poşetin içine kafasını sokuyor, üzerine çıkıyor :)
Gazete, kağıt, tişört; üzerine oturmazsa olmaz :) Bir de iyi avcıdır benim Bal'ım, minicik bir sinek-sivrisinek görmesin, dili çözülüyor, deliriyor, bir yandan miv! miv! konuşup, diğer yandan evde bulduğu tüm mobilyaların üzerine çıkarak sineğe ulaşmaya çalışıyor :)

Bir de, geçenlerde balkonu kapatmak için aldığımız malzemeler hava koşullarından dolayı bekliyordu. Geçen hafta sonu hava güneşli ve ılık olunca nihayet balkonu korumalı yapabildik.
Bu işlemler yapılırken bizim minnak sürekli teftişteydi tabisi de :)


Hep diyorum; şundaki keyif bende olsa sanırım bir yüz elli yıl yaşarım :)
Ve hatta; ölmem!


Kedinizi sevin, çok sevin. Öpün-koklayın-bağrınıza basın :)
Ama sizi oyun bile olsa ısırmasına, tırmalamasına izin vermeyin. Bırakın oyuncaklarını, tırmalama aparatlarını tırmalasın.
Veya halının bir köşesini kıstırsın dört pati arasına -benim minnakın günde üç-beş öğün yaptığı gibi- fıtı-fıtı yapsın :)
Kendisinin diğer ismi ''Master of fıtı-fıtı'' olup bu işin alasını yapmaktadır :)

Kalın sağlıcakla :)

Hanimiş: bu ısırılma sonrası ''Ne yapacaksın şimdi? Evde tutacak mısın o kediyi daha?'' diye soranlara akıl-fikir diyorum! Sizden bi cacık olmaz!

Görsel: Sahibinin sesi/Sittirella marka

Bir küçücük turuncu düdük varmış...

Şimdiki aklım olsa, Bal'ımın ismi 'Düdük' olurdu :)
Sabah gözümü açar açmaz 'miyavdın! mırmırlarıyla bi' başlıyor... gece yatağa girdiğimde hemen gelip sağ omzuma kafasını yerleştirerek bana ninni niyetine dinlettiği mırmırlarıyla uykuya daldığım ana dek sürüyor.
Resmen ötüyor :)
İki hafta sonra, evimize gelip bi'taneciğimiz olalı tam bir yıl olacak :)
Sevilmeyecek gibi değil ki, bkz: Şekil 1A :)

Olimpik Kedi Sporları

Olimpiyatlar olur da benim kızım boş durur mu? :)
Buyurun size bizim evden ''Kedi Olimpiyatları'':

Bisiklet Kemirmece...



Sehpaya Kafa Dayamaca...



En Büyük Ağzı Açmaca...



En Garip Pozisyonda Uyumaca...



Perde Arkası Pusuya Yatmaca...



Altın madalyaların hepsi altın renkli kızıma gidiyor!
On puan on puan Balım şampiyon! ^..^

Oradan buradan, bi' de şuradan...



* Herkeşlerde bi' 'Pazartesi Sendromu'; ay allam deliricem! :)
Sanki, son bej-on yıla dek hafta altı gündü, Pazartesi'yi sonradan eklediler, herkeste şok etkisi yarattı da sendromu bile oldu :)
Valla, ya hiç sendrom-mendrom yaşamıyorum, ya da her gün sendromluyum-farkedemiyorum.
Benim için yataktan -bana göre- kargalar kakasını yemeden çıktığım her gün 'Te allam yine mi uyuyamıcem? Ben böle şansın taaaaaaaa...!!!' günüdür ve  böyle bi' sevimsiz, bi' tatsız-tuzsuz, ne bileyim bi' yamık, bi' yılık yanı vardır o günlerin :)
(Yamık'lan yılık Ege şivesinden gelyo, bilmeyenne öyrensin deye didim :)
Bi' de yımırta va'dır, bun' da bilin.)

* Bi' kaç gün önce uyandığım, baktım benim minnak topalak ortalarda yok. 
Hiç adeti değildir, her sabah bana doğru aheste aheste, esneye esneye gelip 'Miyavdın' demeden yapamaz :)
Yatağında, kanepe arkasında, şifonyer altında, yine göbeği serin bi' yere dayayıp, uyudu kaldı kesin dedim :)
Elimi yüzümü yıkadım, kahvemi hazırladım, içiyorum-ayılmaya çalışıyorum; hala ses yok.
Neyse, yedim-içtim, gittim dişlerimi fırçalıyordum ki, uzaktan bi' 'Miv!' sesi geldi.
Kıllandım :)
Aklıma gelen hep başıma geldiğinden, kapıyı açtığım gibi dümdüz balkona yürüdüm.
Evet, sevgilim sabah evden 05:30 gibi çıkarken balkon kapısını kapamış. Benim balkon delisi turuncu minnak kaşla göz arasında balkonda kalmış. Yemiş sabah güneşini balkonda 2.5 saat kadar, şaftı kaymış tüy yumağının :)
Kapıyı açtım ama, bizim asilzade gayet aheste adımlarla, kuyruk dimdik söylene söylene içeri girdi, suratıma ters ters baktı, gitti mutfağın ortasına boylu boyunca uzandı :)
Ya ben sevgilimden önce çıksaydım evden?
O da kapatıp kapıyı gitseydi? 7. katta, balkonda 8-10 saat yalnız :/
Sevgilim gülmekten ağlarken benden fırçayı yedi! Gerçi ben de o sırada sırıtıyordum :) 
Bize ders oldu resmen.
Minnak; hala akıllanmadı tabiside. 
Daha balkon kapısının kulpunu tutmadan dibimde, o minik-pembe burun kapının camına dayalı :)

* Türkçe dersim şahane gidiyor!
Öğrencilerim 'soğuk soğuk karpus' yemeyi ve 'çorap' içmeyi seviyorlarmış!
Olsun, bu da gelişme tabiside :)
Şaka bi' yana, üç temel zamanda 100 den fazla fiil çekiyorlar, gurur duyuyorum nan! :)

* Kitap okuma yalan oldu son iki haftadır.
Bir sayfanın yüzünü açtığım yok.
İş-ev-haftada iki gün ders, beklenmedik bi' misafir, bi' piknik, iki film-bi' sinema, araya bi' proje yetiştirme, eğitimler vs. derken; imdak!
Zengince bi' apla yok mu beni evlatlık alsın? :) (abi de olur) :)))
Ne bi'lim bana ev alsın, o evi eşyayla donatsın, desin ki; kızım ye-iç-yat-oku, arada gez, al sana üj-bej bin harçlık, yay anasını satem! :)
Çok tembelim, çoooook! :)

* Tramvayda eve geliyorum; bi' duraktan 3 tane civan-delikanlı Türk genci bindi.
Başladılar ağza alınmadık küfürlerle kendi aralarında şakalaşmaya.
Öyle küfürler ki; kanatlanmışlar havada uçuşuyorlar!
Bi' durak, iki durak, üç durak derken inecekleri durağa geldiler. Ben de kapı yanında oturuyorum. Tramvay durdu.
''Bi' dahaki sefere daha orijinal küfürler kullanarak konuşun ki, Türkçe bilenler bile anlamasınlar'' dedim.
Suratlar şahaneydi! Pancarla Gül kurusu arası bi' tonda onları durağa heykel ettim.
Bu başıma gelen üçüncü olay burada. Hepsinde ''S.Ella durur mu? Lafı gediğine koymuş'' durumu yaşıyorum burada.
Edepsizler! Sonra ''Türkler kötü!'' oluyor... haklı adamlar, ne desek boş. 
Bizden hakkaten bi' cacık olmaz.

* Loto oynadım, umutluyum.
On melyon Te-Re-Ye cik bi' rakama tekabül ediyo.
Çıkarsa; herkesin evine benden klima! :)
Bas bas paraları yapmayı planlıyorum, akla gelecek en saçma salak şekilde ''para harcama görgüsüzü'' olmaya and içtim!
'Ona veririm-buna bakarım-hayır duası alırım-fakire yardım-fukaraya destek' gibi şeyler deyince yukardaki yemiyor abicim!
Bu sefer de böyle deneyeceğim şansımı; yok adam gibi-mantıklı düşünceler!
Paradan duvar kağıdı yaptırmak isteyen olursa; haberim olsun :)
(Oricınıl-yüzlük bankotlarla hemi de)

* Daha önceki bi' gönderimde bahsetmiştim; 'yeni çıkan yasayla pet shoplarda veya internet üzerinden canlı hayvan ticareti yasaklanıyor' demiştim.
Yasaklamışlar.
İnsanlar çok acayip.
İnsanoğlu dururken, şeytana ne gerek var anlamıyorum.
Bi' tasma gördüm az önce... 1000 Liracık.
Tasmayı alana yanında köpek hediye ediyorlar!
Pes! :/

* Bu ülkedeki evlerin balkonları, genelde totomun çapının iki katı büyüklüğünde oluyor.
Bizimkisi istisna :)
Bi' de balkonlarda su gideri olsa iyiydi.
Balkonun mu var-derdin var arkadaş.
Sileceksin! Silerek temizleyeceksin!
Sefası pek güzel ama silmesi... #£/(>@@>!!!!

* Gazeteleri de acayip zaten, el kadar.
'Ulusal-günlük gazete' deyimini burada şaka amaçlı kullanabiliriz.
Her yerde yerel gazeteler var, tirajları üj bin-bej bin.
Bi' de belediye başkanı ne yemiş, hangi sporcuları bilmem nerede ne kazanmış üzerinden gidiyor haberler.
Gel de arama şimdi, gazeteyi nasıl katlayacağımı bilemeden yaptığım iki saatlik Pazar sabahı kahvaltılarını.
Eklerini bile özledim yav :/

* 4. katta yaşayan, sürekli karşılaştığım komşuma pek sempatik geldiğimden olacak, beni her gördüğünde yüzündeki kocaman gülümsemesiyle çat-pat Fransızca konuşuyor.
Anladığımdan öyle emin ki; geçiricem bi'gün ağzının ortasına elimin tersiyle- merhabalaştığım tek komşumdan da olacağım.
Olmamak için ne diyoruz?
'Fransızca bile olsa merhaba merhabadır'... günün özlü sözü bu :)

Fotoğraftaki dili ısırmak-yemek serbesttir :)
Saygılar efem...

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

İlan-ı Aşk...

Zordur aşık olmak...
Hem de aşık olanın, aşık olunan ile arasında bilmem kaç yüz bin kedi kuyruğu mesafe varsa... çok daha zor olsa gerek.
Bu ''ilan-ı aşk mektubu''nu, Arwey defterimin sayfalarını karıştırırken buldum :)
Aşağıda gördüğünüz, Nisa'nın Atletico Madrid kedisi Shiro, patileriyle yazmış efenim



Mart kapıdan baktırır...bak hele sen aşk neler yaptırır :))))

Yorgun savaşçı

Yarım saat oynadıktan sonra, kalan son enerjisi ile çıkardığı numaralar.
Arada azıcık görünmüşüm, o kadarcıktan bi'şey olmaz :P

Huzurlarınızda minnak topak! :)


Yorgun oyuncu :) from Sittirella on Vimeo.


Yine efenim, ''Vimeyo açılmeyoooo'' diyenler için, YouTube'dan geliyor:

Tertemizdir minnakım :)


Tertemizdir benim minnakım :) from Sittirella on Vimeo.

Bir bu pati, bir şu pati... söz de dinler :)
Pek temizdir benim minnakım :)

Yok efendim vimeo çalışmıyor, izleyemiyoruz diyenler için ;

Tembel işi oyun :)


Tembel işi oyun :) from Sittirella on Vimeo.

Tam tembel teneke, tam! :)
Hem oyun oynasın, hem yorulmasın.
Oh, ne ala hayat! :)

Yerim o kırpışık gözleri, pembe patileri :)

Hanimiş: videonun tamamı ile yüklenmesini bekleyip izlemek gerekiyormuş :/
Ya sabır deyin, hemencecik yükleniyor :)

Kucak delisi :)


Kucak delisi :) a video by Sittirella on Flickr.
Sesimi de duydunuz ya... artık bu işin gerisi gelir :)

Bacaklarım masa altındayken kucağıma gelemediği için etrafımda dört dönen bu kucak delisini görmenizi istedim :)

Minnakımı severken ağzım burnum yamuluyor, konuşmam değişiyor (tam bir ergen gerisi olabiliyorum) içim eriyor resmen :)
O sebeple ne dediğime bakmayın, sadece minnakı izleyin lütfen.

Lütfen dedim... :)

Aralık sonu/Ocak başı; hatırlanma zamanı

İş bu gönderi dozunda sitem içerir;

'Beklendik hediyeler alıyorum seviniyorum, beklenmedik hediyeler alıyorum, sevincimden ağlıyorum' demiştim.
İşin aslı;  X-Mas/yeni yıl dönemini çok seviyorum çünkü sadece bu dönemde hatırlandığımı hissediyorum.

Benim pek arayan soranım pek yoktur.
Hatta ve hatta, ailem ve yüzyıllık üç kadim dostum dışında (onlar da ayda-yılda bir arar) hiç kimse aramaz desem yeridir.
Arada, yılda bir iki arkadaşım arar (onlar kendilerini biliyorlar), hatrımı sorar, ya da bir arkadaşım minicik bir hediye yollar... işte bu anlar benim mutluluktan ne dediğimi/diyeceğimi, ne yaptığımı/yapacağımı sapıttığım anlardır.
Genelde sevdiklerimi hep ben aradığım için, onlarda 'nasılsa bugün-yarın arar Sittirella' deyip aramazlar beni :)
Haklılar elbette, Polonya, şehir içi değil ki... kaldırdın mı ahizeyi/bastın mı 'YES' tuşuna, dünyanın parası tutar.
Ama madalyonun diğer yüzü; Türkiye'de şehir içi değil ki...
Bir kartpostal, bir mektup, bir kaç parça eşya yollamaya kalksalar... belki pahalıya gelir diye düşünüyorlardır ama bilmezler ki PTT'den gönderdikleri her şey ucuza gelir ve PTT'nin kargosu ucuzdur.

Belki de... ben Pollyanna'cılık oynayıp, arkadaşlarımın aslında beni hep düşündüklerini, akıllarında olduğumu ama meşguliyetlerinden, zamansızlıklarından veya imkansızlıklarından ara-ya-madıklarını, tek satır yaz-a-madıklarını, tek kart yolla-ya-madıklarını düşünüyorumdur ama işin aslı başkadır; aslında akıllarına bile gelmiyorumdur veya aramaya değmeyeceklerini düşünüyorlardır... :(
E-posta göndermek parayla değil ya... bunu bile yapmayan arkadaşlarım var... evet, hala varlar ve ben onlara ''arkadaşım'' diyorum ısrarla.

Ama bu ay hep farklıdır.
Bu ay, herkesin bir şekilde beni hatırladığı, adresime bir kart yolladığı, iki satır yazdığı ve imkan bulurlarsa aradıkları aydır.
O sebeple;
keşke yıl 365 gün (altı saat) yerine 99 gün olsa :)

Bakınız, bunlar insanı sevindirmeyecek, ağlatmayacak gibi mi? :)
Euphoric ablasından Bal'lı lokmaya Nazar boncuklu tasma (bana göre kolye!) :)))

Kizimin nazar boncuklu tasmasi

Nasıl da zevkini sürüyor sıpa :D
Bunlar da o zevk-sefa süren sıpanın sahibesine gelen hediyeler ;)

Euphoricimden

Görmüş olduğunuz altı adet altın değerinde kitap, yazmayı bırak, gözümden sakındığım benden yaşlı 'Lise defteri'm, şu an ofiste masa üstümü süsleyen bir 'İstanbul' kartpostalım ve de  aynısının tıpkısı kitap ayracım :)

Bir de bu turuncu minnaka oyuncak fare :)
(Kuyruğundan tuttuğu gibi, oda oda gezdiriyor hala bunu)

Kuryeye kapıyı açtığımda bilmiyordum Euphoric'in bana bir paket dolusu hediye yolladığını :)
İmzaladım-aldım ama hala uyanmadım olaya.
Sonra gönderenin ismini okudum; ''Zülfiye Esma Ermiş'' !
E-neeeeee! :) dedim, bu paket Euphoric'ten!
(Ne yalancıyım ben, ne yalancıyım!  İsmi bile üç saniyede uydurdum, bravo bana :P)
Açtıkça kitaplar... açtıkça eski, neredeyse antika sayılacak lise defterim, açtıkça oyuncak, kartpostal... sonra notunu okudum - tıkandım kaldım :/
Başladım ağlamaya... salya-sümük.
En son ne zaman sevincimden ağlamıştım hatırlamıyor-d-um, artık biliyorum :)
Tekrar teşekkür ederim beni deli gibi ağlattığın için :)))

*           *           *           *           *           *           *           *           *           *           *

Bu da, daha önceki gönderilerimde bahsettiğim, sayılı günler sonra beni bırakıp Macaristan'a gidecek olan en yakın arkadaşımın hediyesi tırmısı tırmısı, ipek ciltli, yusufçuk desenli :) hem de kareli defterim! :)))

Hediyelerim

Delirecektim sevincimden! :)
Bazen, kırtasiye bağımlısı olduğum için beni mutlu etmek çok mu kolay? yoksa... bana hep en güzelleri mi denk geliyor? diye sormuyorum değil kendime...

Soldaki defter bir diğer iş arkadaşımın arayışlarıyla bulunmuş, çok kullanışlı, üç çeşit sayfa ve koruma folyolarına sahip defterim! :)
Ayraçlarım ( cici kitaplara cici ayraçlar şart idi!), yarım boy Stabilo'larım ve maviş maviş belge koruma kabı kendime hediyem.
İçinde şu anda 2 pasaport bir de sağlık belgesi/muayene defteri yer almakta :)

Yusufçuk defterimin içini göstermezsem rahat edemem :P

Silk Notebook


Bir de, sevgilimin bana bir ay önce hediye ettiği pembeli 'Converse'lerimin diğer renklerinde aklım kaldı diye gidip diğer renklerini de alması vardı ki...

Oy oy oy! :)
Canım sevgilim benim :)
Pek düşüncelidir, kendini düşünmez beni düşünür canımın içi.

Converse


Hepsi beniiiiiim!
Bahar gelsin, güneş açsın.. n'oluuur! :)
Daha yeni yıla zaman var ve dilerim daha bir sürü bir sürü hediye alırım.

Hanimiş; Allam allam işalla yareppim, postacı amca bana çok kutu, zarf getirir, içinden hep şeker çıkar, kitap çıkar işalla yareppim, sübaneke dinimiz amin! :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Bakın şu sıpanın yaptığına :)


Patatesle oyun a video by Sittirella on Flickr.

Ben de kendi kendime ''bu halıların püsküllerinde bir acayiplik var sanki'' diyordum.
Hiç bir acayiplik yokmuş efenim :)
Gayet normalmiş meğersem püsküller...

Oyuncaksız asla!

Yazacak çok şey birikti... çektiğim yüzlerce fotoğraf (bol bol kuyruk, kulak, pati fotoğrafı elbette), gezdiğimiz yerler, aldığım üj-bej güzel şey, paylaşılacak :)
Gel gör ki, zaman yok!

Ben hemen bu minnak portakalın oyuncak ayı sevdasına dair bir kaç fotoğraf paylaşıp-kaçayım :)
Uyku vaktimi zaten geçirdim... sabaha erken kalkılıp gidilecek çok enteresan bir pazar ve öğleden sonra ''American Film Festival'' programında seyredilecek çok güzel bir film daha var :)

Oyuncaksiz asla8

Oyuncaksiz asla2

Oyuncaksiz asla5

Oyuncaksiz asla7


Şu YouTube videolarında falan gördüğümüz, oyuncağına sarılarak uyuyan kedilerden biriymiş bu
meğersem :)
Evde, kelimenin tam anlamıyla ''evlere şenlik'' şeyler yaşıyoruz :)
Paylaşayım dedim.
Nazar değecek diye korkuyorum bu turuncu düdüğe... masaya vurun, kulak çekin, ne bileyim bi'şiler yapın n'olur! :)

Sevgilerimle.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...