Balım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Taşın...ma! :)

Taşınmanın zor olduğunu elbette biliyordum ama bir evi sıfırdan yaptırıp, her şeyi sıfırdan alıp yerleştirmenin-temizlemenin bu kadar zaman alacağını ve yorgunluktan insanı bitik hale getireceğini gerçekten bilmiyordum.
Taşındık efenim.
Yorgunluktan öldük efenim...
Sonracığıma dirildim, az ses vermeye karar verdim :)

Taşınma işi en çok kızlara yaradı. Eski evi kolilerken ev kızlar için lunaparka döndü :)
Kolilerin içinde cirit attılar, engelli koşu yaptılar.
Yoruldular, uyudular ve sil baştan dört dönmece oynadılar. Neye elimizi atsak o minnak burunlarını el attığımız işe soktular :)
Adları, ''Kalite Kontrolcüler''e çıktı benim kızların! Evi taşıyan insanlardan tutun, yeni evdeki mutfak -banyo montajına gelen ustalara kadar hepsi bir çok kez ''Kalite kontrolcüler geldi'' esprisini yaptılar :)

Sırayla, bi' biri geldi kontrol etti gitti, sonra diğeri kontrol etti gitti.
İlk kontrol, son kontrol olayı :)
Bizim kızlara iş teklif edecek olan varsa ben kefilim; şahane kalite kontrol yapıyorlar...yeminne :)))

Kedili hayatta yeterince tecrübesi olan bir çok arkadaşıma sordum kızların yeni eve geçince tepkilerinin ne olacağını. Dediler ki, ilk bir kaç gün ve hatta hafta boyunca saklanırlarmış. Kendilerini güvende hissedinceye dek. Sürüngenler gibi vücut yere yapışık dolanırlarmış ortalıkta. Sonra da alışırlar, eski performanslarına dönerlermiş. Ben de kendimi buna hazırladım tabisi de.

Gelin görün ki bizim kızlar bi' tuhaf çıktı. Yeni eve girdik, eşyalar eve çıkarılasıya dek saklandılar...
Yaklaşık bir saat sonra bi' çıktılar ortaya; çıkış o çıkış :)))
Evde cirit atmaya başladılar. O kadar koliyle ev yeni bi' lunapark oldu benim zibidilere :)
Her bi' işe burunlarını soktular.

Oyun oynamak kesmedi kızları; montaj işine de el attılar. Bal'ım bu konunun ehli çıktı, planları patisine aldığı gibi ''o oraya takılacak-bu buraya yerleştirilecek'' diye komutlar vermeye başladı...
Dinledik haliyle, ondan iyi mi bileceğiz? :)

Bal'ım hakkaten biliyormuş işi... sayesinde ilk gece yeni yatağımızda yattık, misler gibi uyuduk :)

Gelin görün ki, sadece mutfağın temizlenip yerleştirilmesi tam bir gün sürdü :/
Paket paket eşya tek tek açıldı, temizlendi, yerleştirildi...o minnacık fincanlar, bardaklar, tencereler ömrümü yedi.

En sonunda zafer kazandım!  :)
Sittirella 1-Mutfak denen canavar 0.
İlk yemeğimi ocağa koyduğumda dünyalar benimdi :)
Şaka bi' yana pek lezzetli olmuştu be :)))


Evimi sevdim :)
Zamanla yerleştikçe-düzen oturdukça daha da çok seveceğime eminim.
Ammaaaaaa...
En çok mutfak seramiklerimi sevdim! :)
Afferim, afferim, bravo! On puan, on puan, yüz puan bana! :)
Çok güzel bir seçim yapmışım.
Yerleştirilmiş halini görünce bayıldım-bittim :)

Bu kırmısı çaydannık bi' yerlerden gözünüzü ısırıyor mu? :)))
Hatırlayan varsa parmak kaldırsın :)

Bu yazının gerisi gelir, hele az biraz daha yerleşeyim :)

Hanimiş:
Önümüz yeniyıl-kırismıs...
Bana kart yollamayı düşünen arkadaşlarıma hatırlatmak isterim ki; adres değişti :)
Yanılıp-yamulup eski adresime göndermeyin, gidip almam ay sürer :)
kib, öptm,bye :*

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Minnak ve maceraları : intihara teşebbüs!


Son günlerde güneş ara sıra yüzünü göstermeye başlayınca içimdeki Japon turist uyandı! :)
Evde-sokakta fotoğraf makinesi boynumda gezdim desem yeridir. 
Bunda sevgili ''cafe noHut''un ''Yeni başlayanlar için fotoğraf çekim teknikleri'' adlı gönderisinin etkisi çok oldu :)
Benim için fotoğraf çekmek, otomatik ayara alınmış fotoğraf makinesinin çekim tuşuna basmaktan ibaretti :)
Şimdi manuel  modda çekim yapmaya çalışıyorum. Çekiyorum, beğenmiyorum, ayarları değiştiriyorum, tekrar deniyorum. Yavaş yavaş çözüyorum sanki işi :)
Sevgili noHut'a teşekkürü borç bilirim :)

Modelim tabisi de minnak Bal'ım :)
Geçtiğimiz haftaya yaramaz minnak'ın intihar teşebbüsü damgasını vurdu.
Bizim kız balkon delisi. Balkon kapısının açıldığını duyar duymaz, nerede olursa olsun-ne yapıyor olursa olsun her şeyi bırakıp kurşun gibi fırlayıp kendini balkona atıyor.
Tuvalet yaparken tuvaletini yarım bırakıp koşmuşluğu var :) O derece! :)))
Yedinci katta oturduğumuz için balkonun her yanını kapattık, minnak güvenli bir şekilde hava alsın, güneş keyfi yapsın diye. Gel gelelim bizim kız minicik bir açık yakalamış ve kendini balkonun dışına atmayı becermiş. Geri de dönemeyince ''Beni içeri alın'' miyavlamaları eşliğinde bir kurtarma operasyonu gerçekleştirdik.
Nasıl uslu durdu anlatamam. Kocaman korkmuş gözler, göz bebekleri sonuna dek açılmış, simsiyah :/
Arada sırada yüzüme bakarak yavaş miyavlamalar...
Ben onu balkonun altından zorla geçirdiğim bileklerimle sımsıkı yakalarken sevgilim üstten güvenli bir şekilde yakalayıp içeri alıncaya dek geçen bir kaç dakikada neler düşündüm, nasıl korktum anlatamam.
Sakinliğimi nasıl korudum bilemiyorum.
Odaya sağ salim döndüğümüzde minnak'ın kalbi deli gibi atıyordu. Benimse ellerim titriyordu.
On dakika geçmeden tekrar oynamaya, miyyav!-miyyav! sesleriyle sağdan sola koşturmaya başladı yine bizimki, orası ayrı :)
Ama bu bize kocaman bir ders oldu. 
Dün balkonu tabandan tavana kapatmak için gerekli metal malzemeler alındı. Yarın, kendi hapishanemizi yapacağız kısmetse.



Çok şanslıydı bu sefer minnak.
Dilerim bi' daha benzer bi' olay yaşamayız, hatırladıkça midem taş gibi oluyor  :/

Dünden ölmüş, bugüne kalmış...


Başlığın durumunu özetlediği bu düdük değil, benim efenim :)
Bu düdük ne kadar keyfine düşkün, ne kadar uykucu olsa da, benim kadar .......... değil :)
Gönlünüze göre, miskinlikten başlayıp tüm karekök ve üslerine giden uygun bi' kelimeyle doldurabilersiniz o noktalı yerleri.
Düşündüm de... ben başkası olsam, benle -kesinlikle- arkadaş olmazdım.
Nasıl bi' mıymıy, her şeye bi' bahanesi olan, hiç bi' plana dahil edemediğiniz, tembel, üşengeç, kafası gözü kırılası insan evladıyım annatamam.
Hadi bu kadar insafsız olmayayım kendime, azıcık hafifleteyim durumu; arkadaş olurdum belki de öyle can ciğer kuzu sarma olmazdım.
Düşünsene, yakın bi' arkadaşınızla sürekli şu muhabbetleri yaşadığınızı;

''Hadi gel, bi' yorgunluk kahvesi içelim.''
''Yok sağol ya, eve gideyim ben, çok yorgunum.''

''Hafta sonu sinemaya gidelim mi?''
''Yok sağol ya, evde yapılacak işler var, dinleneyim hafta sonu, bu hafta çok yoruldum.

''Cuma akşamı parti var, çok güzel olacak... gidelim mi?''
''Yok sağol ya, eve gidip kitap okurum, zaten yorgun olurum Cuma günü kalamam ayakta geç vakte kadar''

''Alışverişe çıkalım, H&M'de bi' indirim var, nasıl güzel kazaklar-paltolar yarı fiyatına!''
''Yok ya, kazak-palto ihtiyacım yok benim. Ben eve gideyim, hava soğuk zaten, keyfim yok.''

''İş çıkışı...''
''İş çıkışı eve gitmem lazım.''

Sanırım böyle biri yakın arkadaşınız olarak kalmazdı :)
Sadece arkadaş muhabbeti olsa yine iyi, sevgilimle şöyle konuşmalar geçiyor aramızda;

''Aşkım bi' dışarıya çıkıp yürüyüş yapalım mı? hava güzel...''
''Yok aşkım ya, neresi güzel havanın? Güneşe aldanma, buz gibi!''

''Alışverişe gidelim aşkım, buzdolabı neredeyse boş...''
''Ben listeyi yaptım, buzdolabının üzerinde aşkım, sen git. Ben gidersem şimdi çok zaman kaybederiz. Ben evde durayım.''

Evden çıkasım gelmiyor arkadaş. Ne varsa evde var sanki!
Hani bıraksalar beni, on beş gün- bi' ay sokağa bile çıkmadan evde kalabilirim -ki 12 gün sokak kapısı önüne çıkmadan yaşamışlığım vardır- böyle ev kuşuyum :/

Kim karşılıklı bi' kahve içmek için bi' saatini ayırmayı çok gören, hiç bi' planına dahil edemeyeceği insanla arkadaş olmak ister ki? :/
Hadi bunu geç, kim kendini sürekli yalnız alışverişe gönderen, birlikte sokağa çıkabilmek için bi' saat dil döktüğü bi' kadınla birlikte olmak ister ki? :/

Çok çekilmez, plan uydurulmaz, balla-bademle yenmez bi' tipim :/
Şu kışı da atlatayım, bahara değişeceğim.
Hava çok soğuk, n'apayım?
Dışarı çıkıp hasta mı olayım? :)

Bir küçücük turuncu düdük varmış...

Şimdiki aklım olsa, Bal'ımın ismi 'Düdük' olurdu :)
Sabah gözümü açar açmaz 'miyavdın! mırmırlarıyla bi' başlıyor... gece yatağa girdiğimde hemen gelip sağ omzuma kafasını yerleştirerek bana ninni niyetine dinlettiği mırmırlarıyla uykuya daldığım ana dek sürüyor.
Resmen ötüyor :)
İki hafta sonra, evimize gelip bi'taneciğimiz olalı tam bir yıl olacak :)
Sevilmeyecek gibi değil ki, bkz: Şekil 1A :)

Olimpik Kedi Sporları

Olimpiyatlar olur da benim kızım boş durur mu? :)
Buyurun size bizim evden ''Kedi Olimpiyatları'':

Bisiklet Kemirmece...



Sehpaya Kafa Dayamaca...



En Büyük Ağzı Açmaca...



En Garip Pozisyonda Uyumaca...



Perde Arkası Pusuya Yatmaca...



Altın madalyaların hepsi altın renkli kızıma gidiyor!
On puan on puan Balım şampiyon! ^..^

Dört pati ve bir gökkuşağı hikayesi

Gecenin bir yarısı uyuması gerektiğini hatırlayan bu bünye, başını yastığa koyduktan -sanırım- bir-iki saat sonra gürültüyle uyandı.
Sesler aynen şöyle idi: Tık! Tııııırrrrrrrrrrrrrrkkkkkkt! Pat! Tırrrrrrrrrkkkk-Taka!Tak!Pat!
Uyku sersemi az koktum sanırım. Yataktan kalkarken, 'Uçan Adam Sabri' modunu açtım: Allaaaağğğğğğhhhh!
Ses neymiş?
Minnak portakal, sabahın köründe pinpon (pingpong?) topuyla oynamaya karar vermiş. Topu da sıkıştırmış köşeye -böyle ayakkabılıkla paspas arasına- çift pati top oynuyor! Sektiriyor, duvara pas veriyor, gelişine rövaşata çakıyor falan.
Dedim ''Gızım Bak Git!''
Aldım topu patilerinden, koydum yastığımın altına, vurdum kafayı yattım yeniden. Saçma salak rüyalar gördüm, en korkulusundan :/ Çok ünlü artistlerin olduğu bi' filmin içine düşmüşüm ama film gerilim filmi. Başrol oyuncularından biri benim, hem de kurban rolünde! Adam beni arıyor arkadaş filmde fellik fellik! Bulursa karnımı kesecekmiş! :/ İçinden bi'şi alacakmış! Ne saklanmalı, ne kaçışlı, ne adrenalinli rım-tım! rım-tım! bi' filmdi be!
Kahvaltıda kendi kendime yorumladım rüyamı: totom açıkta kalmış ve de son günlerdeki tartışmalardan etkilenmiş bilinç :/ Karın yarmalar, doktor masaları felan :/ Ne kadar takılmamaya çalışsam da bilinçaltı çıkarıyor acısını bi' yerden işte. Neyse, ben bu rüyanın içinde kaçarken, korkarken, kovalanırken, saklanırken başka bi' ses duydum. Kırççç! Tırrk! Pat-pata da pata da! Kırrrç! Ama bu sefer bünye idmanlı :) araladım gözümü, baktım. Bizimki tutmuş içi çıkırdaklı-şakırdaklı faresini kuyruğundan ağzıyla, bi' sağa atıyor-koşuyor uzaklaşıyor sonra dört pati üzerine atlıyor, bi' sola atıyor-koşup uzaklaşıp anında dönüp dört pati üzerine atlıyor. Fare fare olalı böyle eziyet görmemiştir arkadaş! :) Kızamadım bu sefer, o filmli kabustan kurtardı beni minnakım :) Hem fareyi de yastık altına koyacak halim yoktu, benim uyku da hazır hiç olmuşken, kalktım yataktan.
Saat olmuş 06:30... alışık değilim bu saatte uyanmaya, değişik bi' tecrübe oldu bana da. Uykusuzum be, sarhoş gibiyim :/ Ama güne şahane bi' başlangıç yaptım :) Şehrin güne uyanışını izledim... kahvaltı hazırladım yolculuk öncesi Maria'ma :) Karşılıklı kıkırdadık, bi'daha ki buluşmaya plan yaptık falan. Son gelen yorumları ve selamları ilettim... sevindi :) Maviş gözleri ışıl ışıl ''yazan olursa sevgilerimi ilet, yine gelecek-yine poz verecek' de diye de sıkıca tembihledi :) Şimdi çıktılar kapıdan, çıkmadan önce elbetteki 'Tren Yolculuğu Kombini'ni fotoğrafladım :)

Sonra aklıma uzun süredir Minnak'ın fotoğraflarını paylaşmadığım geldi :)
Dedim bi' kaç kare paylaşayım.


Üstteki fotoğrafta, Mama Maria'nın koltuktan kalkmasını fırsat bilmiş olan Minnak, bulmaca kontrolü yapıyor.

Alttaki fotoğrafı da sanırım dün çektim ama şu an yine aynı pozisyonda dinleniyor hanfendü... malum, bu gece çok yoruldu, çok koşturdu :) Pingpong toplarını sevgilim bi' kaç gün önce almış gelmiş. Bizimki bayıldı, dört dönüyor evde resmen. Altı toptan üçü kayıp, kimbilir nereye sıkıştırdı? Bulamadım :) Biri yastık altında... hala vermiyorum. Kafa şişiriyo! :)


Şu tüy yumağını görünce aklıma geldi;
Geçen gün banyoda tarayıp-fırçalıyorum bu düdüğü... aldı hevesini fırçadan yana, gidip oynamak istedi. Ben de fırçalamayı daha bitirmediğimden, kucağımdan gitmesine izin vermedim. Bir zorladı, iki hamle yaptı... baktı kaçış yok; yüzüme bakıp resmen -kısacık da olsa- tısladı! Beni korkutacak güya! Ben de -nasıl yaptım bilmiyorum- ama öyle bi' tısladım ki gözlerine baka baka (dişlerimi de azıcık göstererekten) gözleri faltaşı gibi açıldı, kuyruğu kıstırdı... bi' daha da kaçmak için hamle bile yapmadı. O gün bugündür şeker gibi... ne bi' şımarıklık yapıyo, ne bi' agresiflik belirtisi gösteriyor. Ben yanına gelince kendini yere atıyor, kuyruğu az kıstırıp 'sev beni' moduna geçiyor. Sanki bana azıcık çekiniyor-korkuyor gibi geldi :/ Bilmeden yanlış bi'şi mi yaptım ben o tıslamayla? :/

Neyse.
Pazar günüme aktif başlangıç yapmadan önce Tren Yolculuğu Kombini'ni de koyayım şuraya, tam olsun :)


Gömlek : Bilmiyom!
Pantolon: Bilmiyom!
Çanta: Hiç bilmiyom! :)
Saat-Takı: Dünküsünün aynısı :)

Bi'de gökkuşağı fotoğrafı paylaşayım gitmeden. Yannız bu ilginç bi' gökkuşağı. Şakır şakır yağmur yaparken ve gökyüzü gıpgri bulutlarla kaplıyken -akşam- ortaya çıktı! :) Ne güneş vardı ne bi'şi ortada. Nasıl oldu-oluştu ben de anlamadım.Fotoğrafta da gördüğünüz üzere dik idi! :) Başlangıcı olan-bitişi olmayan bi' gökkuşağı. Mikail'in canı sıkılmış galiba, bi'de böylesini yapayım demiş :) Du' bakalım daha neler görücez bu memlekette.



Şimcilik 'bu gaddan' :) Gelirim, bi' gönderi daha yaparım belki. Bissürü 'taslak' var yazı listemde, paylaşayım sık sık, aradan çıksın hepiciği :)
En gülücüklüsünden olsun Pazar'ınız :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

İlan-ı Aşk...

Zordur aşık olmak...
Hem de aşık olanın, aşık olunan ile arasında bilmem kaç yüz bin kedi kuyruğu mesafe varsa... çok daha zor olsa gerek.
Bu ''ilan-ı aşk mektubu''nu, Arwey defterimin sayfalarını karıştırırken buldum :)
Aşağıda gördüğünüz, Nisa'nın Atletico Madrid kedisi Shiro, patileriyle yazmış efenim



Mart kapıdan baktırır...bak hele sen aşk neler yaptırır :))))

Yorgun savaşçı

Yarım saat oynadıktan sonra, kalan son enerjisi ile çıkardığı numaralar.
Arada azıcık görünmüşüm, o kadarcıktan bi'şey olmaz :P

Huzurlarınızda minnak topak! :)


Yorgun oyuncu :) from Sittirella on Vimeo.


Yine efenim, ''Vimeyo açılmeyoooo'' diyenler için, YouTube'dan geliyor:

Oyuncaksız asla!

Yazacak çok şey birikti... çektiğim yüzlerce fotoğraf (bol bol kuyruk, kulak, pati fotoğrafı elbette), gezdiğimiz yerler, aldığım üj-bej güzel şey, paylaşılacak :)
Gel gör ki, zaman yok!

Ben hemen bu minnak portakalın oyuncak ayı sevdasına dair bir kaç fotoğraf paylaşıp-kaçayım :)
Uyku vaktimi zaten geçirdim... sabaha erken kalkılıp gidilecek çok enteresan bir pazar ve öğleden sonra ''American Film Festival'' programında seyredilecek çok güzel bir film daha var :)

Oyuncaksiz asla8

Oyuncaksiz asla2

Oyuncaksiz asla5

Oyuncaksiz asla7


Şu YouTube videolarında falan gördüğümüz, oyuncağına sarılarak uyuyan kedilerden biriymiş bu
meğersem :)
Evde, kelimenin tam anlamıyla ''evlere şenlik'' şeyler yaşıyoruz :)
Paylaşayım dedim.
Nazar değecek diye korkuyorum bu turuncu düdüğe... masaya vurun, kulak çekin, ne bileyim bi'şiler yapın n'olur! :)

Sevgilerimle.

Şaşı bak, şaşır :)


Bal'ım uyku sersemiyken, daha gözleri bile mahmur (ve de şaşı) bakarken, bi' şeyi anlamaya çalıştığı andaki o şapşal surat ifadesine/şaşkınlığına bayılıyorum!
Üstteki fotoğraf aynen böyle bi' anda yakalanmış kare.

Patili hayat nasıl gidiyor? diye sorular geliyor. Gecenin 3 veya 4'ünde hanfendi tuvaletini yapmaya karar veriyor. Tuvaleti kapalı ve de silikon kum kullanıyor. Her tuvalet seansı ayrı macera; kazı çalışmaları-kapatma çalışmaları, o gürültü...
Evin içinde resmen eko yapıyor :)

Yapılacak bi' ton şey eklendi hayatımıza; günde 4 kez tuvaleti kontrol et, kumu karıştır-havalandır (gerekmese de, ben yine de yapıyorum). Günde 1 kez mama ver, kuru mama kabı boş kalmasın-dikkat et, 4 kez de suyunu değiştir.
Sabah uykularım zaten hayal oldu, hanfendi, sabahın köründe en güzel oyunun benim üzerimde zıplamak olduğuna karar vermiş; uykusuz kalıyorum.

Biraz diken üstünden oturma halleri mevcut; ''o minik pembe burnunu bu sefer nereye soktu?'' diye düşünmeden duramıyorum. Onu, en sevdiğim kemerimi tüm vücuduna dolamış, dişlerini püsküllerine geçirmiş halde yakaladığımdan beri neye dikkat edip neye etmemem gerektiğini sapıtmış durumdayım.
Bi' de balkon kapısının sadece on saniye açık kalmasını fırsat bilip 7. kattan aşağı miyavlarken yakalamam var ki; öldüm öldüm dirildim :/

Evin içinde patinaj çalışmaları,  virajı alamayıp dolaba sürtünerek koltuk dibinden devam eden kulvarlar... Sırıksız yüksek atlamalar, sehpa örtüsünün simetrik olmadığına karar verip üzerindeki her şeyle birlikte alaşağı yapmalar :) Patileri küvete dayayıp, içinde ne olduğunu görmeye boyu yetmeyince miyav miyav yardım istemeler :)

Mobilya mağazasında en uygun koltuğu seçmeye çalışan, huysuz-kılı kırk yaran, zaman ve sabır sınırı olmayan emekli amca misali; kitaplığımın en alt rafı mı? giysi dolabının altı mı? yoksa laptopın arkasında kalan, masa üstü mü konforlu? defalarca bu üçgende gidip-gelip, en son kucağımda uyumaya karar kılmalar.

Oyun oynarken bir şeyi ısırarak yakaladığında, aynen köpekler gibi, ön patilerden güç alıp, popo yukarda geri ite ite benimle çekiştirmece oynamalar... Resmen güç denemesi yapıyor eşek sıpası :)
Tırmalama aparatının altını üstüne getirmeler, üzerinde sekiz olup kendi kendine oyun icat etmeler...

''Kediyi öldüren merak'' derler ya hani... doğru.
O minik pembe burun her şeye girecek, her şeyi anlayacak :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...