Siberian Forest Cat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siberian Forest Cat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İnsanlar açlıktan ölüyor, sen hayvan besliyorsun!


Aklını, 'insan' dışındaki tüm canlılarla bozmuşlara gelsin bu gönderim.

Bazen insanları görüyorum, kedileri-köpekleri için en kaliteli/en pahalı mamaları, tasmaları, kakaları için kumları alıyorlar.
Haftada bi' veterinere gidip 'kuzumun sağlık durumu nasıl?' diyorlar.
O hayvanları kucaklarında bebek gibi taşıyorlar, her yere götürüyorlar.
Porselen tabaklardan yemek yedirip, koyunlarında uyutuyorlar.
Oysa, o köpeğin yediği yemek artığına, kedinin içtiği süte hasret milyonlarca çocuk var şu yeryüzünde.
Afrika'da onca insan açlıkla sefaletle yaşama tutunmaya çalışırken, derileri kemiklerine yapışmışken, biz bu tüylü/kuyruklu şeyleri başımıza tac etmeye devam ediyo...
Kes nan, kes!
Kes-tiiiik!

Bu veya buna benzer söylemlerle karşınıza çıkan bi' kaç kişi olmuştur bugüne dek herhalde.
Benim çıktı açıkçası... az sonra yazacaklarıma benzer şeyler söyledim, gittiler.

Çok bencil konuşacağım, 'ama hepimiz sorumluyuz' olayına girmeyelim.
Benim düşüncem beni bağlar, düşündüğümü söyleyeceğim.
Afrika'daki açlığın sorumlusu ben değilim.
Açlıktan nefesim kokarken, haftada bi' lokma yiyeceği zorla temin ederken, işsizken ve hastalıktan-pislikten ölmemek için resmen savaş verirken... cinsellikten vazgeçmeyen, hani bundan vazgeçmemeyi geçtim, korunmayıp, bi' önceki bebeği açlıktan ölmüş olmasına rağmen yenisini doğuran ben değilim.

Savaşı, şiddeti, yoksulluğu, hastalığı yaratan da ben değilim.
Afrika'ya gerek yok, aç-evsiz-gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanlar her yerde. Dünyanın her köşesinde kapitalizm tüm hızıyla kurbanlarını üretmekte.
Benim evime alıp beslediğim kediye verdiğim bi' kap mamayla kurtulsaydı keşke insanlık.
Aç kalmasaydı yeryüzünde, evsiz kalmasaydı... eğitimsiz, hasta, çaresiz hiç kimse kalmasaydı.
Evime bi' insan alıp onu besleyemeyeceğime göre, sokakta yaşam mücadelesi veren/verecek bi' hayvancığı alıp, onun kısacık ömrünü güzelleştirebilmek elimde.
Neden insanlara koyar ki, yeryüzünde bir avuç yer tutan, haksızlığı bilmez, şiddeti bilmez, terörü bilmez, durup dururken kimsenin hakkını yemez, ağzı var-dili yok, derdini anlatmaktan aciz bi' yüreğe sahip çıkmak, onu sarıp sarmalamak?

Ve, insan olan neden anlamaz, bu minicik yüreğin verdiğin bi' kap su, bi' kap mamanın yeterli olduğunu, onu -sen ben gibi onunda hakkı olan- yaşama tutundurduğunu?

Yalan söylemez hayvanlar... seni kandırmazlar.
Hile-hurda bilmezler, yalan-dolan bilmezler.
Paranı çalmazlar, emeğini çalmazlar, yüzüne gülüp ardından konuşmazlar, güvenine ihanet edip seni üç kuruşluk çıkar uğruna yarı yolda bırakmazlar.
Eşine/sevdiğine yan gözle bakmazlar, kalp kırmazlar, hayal kırıklığına uğratmazlar.
Onlar da çiğ süt emerler ama insanın insana ettiğini etmezler.
Tek bildikleri; oynamak, uyumak, seni dinlemek, acıkınca yemek, susayınca içmek, tuvalete gitmek...
Adına 'ev' dediğimiz modern hapishanelerde -şanslılarsa bahçeli bi' evde- kısacık ömürlerini tamamlamak.
Hepsi bu.
***
Hayvanları geçici bi' hevesle seven, tatillik/özel güne hediyelik gözüyle bakıp, o minicik yüreği üç gün sevip-ev hayatına alıştırıp dördüncü gün sokağa bırakan yaratıklar var.
En azından, 'ben hayvan sevmem/hayvanlardan nefret ederim' diyenler bi' nebze olsun dürüst davranıyorlar.
Sevmediklerini alenen belirtip, ellerini bile sürmüyorlar.
Diğer grup daha tehlikeli... doğum günü/sevgililer günü/karne hediyesi/yaz tatili gibi zamanları fırsat bilip, alıyorlar bi' hayvancık... onu mutlu ediyorlar.
Evlerine alıp, oynuyor-seviyorlar.
Sonra... bıkıyorlar.
Tabi, evcil hayvan sahibi olmak büyük sorumluluk... her istediğinde alıp başını tatile gidemezsin, günlerce eve uğramamazlık edemezsin... aşısı var, maması var, sevip oynaması var.
Göt ister evcil hayvan sahibi olmak, mangal gibi yürek ister.
Sokağa atıyorlar.
Düşünsenize, sevip-güvendiğiniz, sizi besleyen, okşayan, size yatacak yer verenin bi' anda sizi vahşi bi' hayatın ortasına attığını...
Aynı şey; bi' çoğu, trafik nedir bilmediği için daha ilk sokağa bırakıldığı günde ölüyorlar :(
Bi' araba altında kalmayan grup ise, sokakta yaşam mücadelesi veren grup tarafından hırpalanıyor, dayak yiyor, gözünden-kuyruğundan oluyorlar.

Yaşam vahşi.
Bizim verdiğimiz yaşam mücadelesinin bi' benzerini de onlar veriyorlar.
Küçük bi' farkla; onlar gerçekten açlıktan ölmemek, soğuktan donmamak için savaşıyorlar.
İnsanlar tarafından katledilmemek için uğraşıyorlar.
Bunu da topla-tüfekle-tankla değil, kavgayla-dövüşle yani, doğalarına uygun şekilde yapıyorlar.
***
Amacım, insanları pek sevmediğimi söylemekti aslında.
Evet, insanları kolay kolay sevmiyorum.
Bi' insana güven duymam ve onu gerçekten arkadaş bilmem zor.
Hep 'acaba?' var aklımda... hep bi' tedirginlik.
Sözlerimi ölçüyor, biçiyor, hep kartlarım kapalı oynuyorum bu arkadaşlık oyununu.
Elbette, var zamanla güven duyduğum, sevdiğim, beni yarı yolda bırakmayacağına inandığım, kendim gibi gördüğüm arkadaşlarım.
Onlar da, zaten bu sebeple 'arkadaşım'.
Azdır arkadaş sayım -dost demiyorum, o apayrı bi' mertebe- iki elin parmaklarının sayısını geçer-geçmez 'arkadaş' dediklerim.
Ben arkadaşlarımı, 'Bal'ım' deyip kucakladığım, beni sevdiğine inandığım ve beni  mutlu eden-yüzüme gülücük konduran minnak kedim gibi seviyorum.
Sevdiğime 'seni seviyorum' demekten çekinmem.
Ne var ki, çok mu zor 'seni seviyorum' demek.
Sevmesem, ne diye arayıp sorayım ki?
Neden 'arkadaş' olayım ki?
***
Konudan konuya atlayarak, nereden nereye geldim.
'Hayvanlardan/kedilerden/köpeklerden nefret ederim!' diyenleri arkadaş etmiyorum kendime.
Bu böyle biline.

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Dünden ölmüş, bugüne kalmış...


Başlığın durumunu özetlediği bu düdük değil, benim efenim :)
Bu düdük ne kadar keyfine düşkün, ne kadar uykucu olsa da, benim kadar .......... değil :)
Gönlünüze göre, miskinlikten başlayıp tüm karekök ve üslerine giden uygun bi' kelimeyle doldurabilersiniz o noktalı yerleri.
Düşündüm de... ben başkası olsam, benle -kesinlikle- arkadaş olmazdım.
Nasıl bi' mıymıy, her şeye bi' bahanesi olan, hiç bi' plana dahil edemediğiniz, tembel, üşengeç, kafası gözü kırılası insan evladıyım annatamam.
Hadi bu kadar insafsız olmayayım kendime, azıcık hafifleteyim durumu; arkadaş olurdum belki de öyle can ciğer kuzu sarma olmazdım.
Düşünsene, yakın bi' arkadaşınızla sürekli şu muhabbetleri yaşadığınızı;

''Hadi gel, bi' yorgunluk kahvesi içelim.''
''Yok sağol ya, eve gideyim ben, çok yorgunum.''

''Hafta sonu sinemaya gidelim mi?''
''Yok sağol ya, evde yapılacak işler var, dinleneyim hafta sonu, bu hafta çok yoruldum.

''Cuma akşamı parti var, çok güzel olacak... gidelim mi?''
''Yok sağol ya, eve gidip kitap okurum, zaten yorgun olurum Cuma günü kalamam ayakta geç vakte kadar''

''Alışverişe çıkalım, H&M'de bi' indirim var, nasıl güzel kazaklar-paltolar yarı fiyatına!''
''Yok ya, kazak-palto ihtiyacım yok benim. Ben eve gideyim, hava soğuk zaten, keyfim yok.''

''İş çıkışı...''
''İş çıkışı eve gitmem lazım.''

Sanırım böyle biri yakın arkadaşınız olarak kalmazdı :)
Sadece arkadaş muhabbeti olsa yine iyi, sevgilimle şöyle konuşmalar geçiyor aramızda;

''Aşkım bi' dışarıya çıkıp yürüyüş yapalım mı? hava güzel...''
''Yok aşkım ya, neresi güzel havanın? Güneşe aldanma, buz gibi!''

''Alışverişe gidelim aşkım, buzdolabı neredeyse boş...''
''Ben listeyi yaptım, buzdolabının üzerinde aşkım, sen git. Ben gidersem şimdi çok zaman kaybederiz. Ben evde durayım.''

Evden çıkasım gelmiyor arkadaş. Ne varsa evde var sanki!
Hani bıraksalar beni, on beş gün- bi' ay sokağa bile çıkmadan evde kalabilirim -ki 12 gün sokak kapısı önüne çıkmadan yaşamışlığım vardır- böyle ev kuşuyum :/

Kim karşılıklı bi' kahve içmek için bi' saatini ayırmayı çok gören, hiç bi' planına dahil edemeyeceği insanla arkadaş olmak ister ki? :/
Hadi bunu geç, kim kendini sürekli yalnız alışverişe gönderen, birlikte sokağa çıkabilmek için bi' saat dil döktüğü bi' kadınla birlikte olmak ister ki? :/

Çok çekilmez, plan uydurulmaz, balla-bademle yenmez bi' tipim :/
Şu kışı da atlatayım, bahara değişeceğim.
Hava çok soğuk, n'apayım?
Dışarı çıkıp hasta mı olayım? :)

Bir küçücük turuncu düdük varmış...

Şimdiki aklım olsa, Bal'ımın ismi 'Düdük' olurdu :)
Sabah gözümü açar açmaz 'miyavdın! mırmırlarıyla bi' başlıyor... gece yatağa girdiğimde hemen gelip sağ omzuma kafasını yerleştirerek bana ninni niyetine dinlettiği mırmırlarıyla uykuya daldığım ana dek sürüyor.
Resmen ötüyor :)
İki hafta sonra, evimize gelip bi'taneciğimiz olalı tam bir yıl olacak :)
Sevilmeyecek gibi değil ki, bkz: Şekil 1A :)

Olimpik Kedi Sporları

Olimpiyatlar olur da benim kızım boş durur mu? :)
Buyurun size bizim evden ''Kedi Olimpiyatları'':

Bisiklet Kemirmece...



Sehpaya Kafa Dayamaca...



En Büyük Ağzı Açmaca...



En Garip Pozisyonda Uyumaca...



Perde Arkası Pusuya Yatmaca...



Altın madalyaların hepsi altın renkli kızıma gidiyor!
On puan on puan Balım şampiyon! ^..^

Şapşi! :)

Bu kız büyümüyoooo :)
Hep şapşi! :)
Bir mimikleri var, suratına baktığım an; neşesini, hangi modda olduğunu, ne düşündüğünü anında anlıyorum.
Nasıl yansıtıyor duygularını yüzüne, inanamıyorum! :)
Oyun moduna geçtiğinde dudaklarını büzüştürmesi, gözleri kısması... :)
Zıpla-kaç taktiğiyle kuyruk dimdik oyuna davet edişi...
'Mama' lafını duyunca dillenmesi, miyav!ların-miv!lerin ve bacaklar arasında 88 çizişlerin başlaması :)
Sabahları 'Miyavdın!'larla yatağa zıplayıp, pembe minik burnunu burnuma dayaması... :)
Yatağa girdiğim an, kısılmış-uyku akan gözlerle sağ kolumun üzerine zıplayıp, koluma başını yaslayıp, patiler suratımda en az onbeş dakika mırrr!laması :)
Kapı çaldığında, şapşi bi' suratla-gözler faltaşı açık,  mutfak eşiğinde büst gibi pozisyon alması... :)
Aşığım Balım'a! :)
Hafta sonu için Macaristan'dan gelen Paulina'mın Nikon'uyla yaptığım bir kaç deneme çekimi burada.
Huzurlarınızda: kirli surat- Şapşi! :)


Hanimiş: afili bi' fotoğraf makinesi almak şart oldu, erteleye erteleye... nereye kadar? :/

Dört pati ve bir gökkuşağı hikayesi

Gecenin bir yarısı uyuması gerektiğini hatırlayan bu bünye, başını yastığa koyduktan -sanırım- bir-iki saat sonra gürültüyle uyandı.
Sesler aynen şöyle idi: Tık! Tııııırrrrrrrrrrrrrrkkkkkkt! Pat! Tırrrrrrrrrkkkk-Taka!Tak!Pat!
Uyku sersemi az koktum sanırım. Yataktan kalkarken, 'Uçan Adam Sabri' modunu açtım: Allaaaağğğğğğhhhh!
Ses neymiş?
Minnak portakal, sabahın köründe pinpon (pingpong?) topuyla oynamaya karar vermiş. Topu da sıkıştırmış köşeye -böyle ayakkabılıkla paspas arasına- çift pati top oynuyor! Sektiriyor, duvara pas veriyor, gelişine rövaşata çakıyor falan.
Dedim ''Gızım Bak Git!''
Aldım topu patilerinden, koydum yastığımın altına, vurdum kafayı yattım yeniden. Saçma salak rüyalar gördüm, en korkulusundan :/ Çok ünlü artistlerin olduğu bi' filmin içine düşmüşüm ama film gerilim filmi. Başrol oyuncularından biri benim, hem de kurban rolünde! Adam beni arıyor arkadaş filmde fellik fellik! Bulursa karnımı kesecekmiş! :/ İçinden bi'şi alacakmış! Ne saklanmalı, ne kaçışlı, ne adrenalinli rım-tım! rım-tım! bi' filmdi be!
Kahvaltıda kendi kendime yorumladım rüyamı: totom açıkta kalmış ve de son günlerdeki tartışmalardan etkilenmiş bilinç :/ Karın yarmalar, doktor masaları felan :/ Ne kadar takılmamaya çalışsam da bilinçaltı çıkarıyor acısını bi' yerden işte. Neyse, ben bu rüyanın içinde kaçarken, korkarken, kovalanırken, saklanırken başka bi' ses duydum. Kırççç! Tırrk! Pat-pata da pata da! Kırrrç! Ama bu sefer bünye idmanlı :) araladım gözümü, baktım. Bizimki tutmuş içi çıkırdaklı-şakırdaklı faresini kuyruğundan ağzıyla, bi' sağa atıyor-koşuyor uzaklaşıyor sonra dört pati üzerine atlıyor, bi' sola atıyor-koşup uzaklaşıp anında dönüp dört pati üzerine atlıyor. Fare fare olalı böyle eziyet görmemiştir arkadaş! :) Kızamadım bu sefer, o filmli kabustan kurtardı beni minnakım :) Hem fareyi de yastık altına koyacak halim yoktu, benim uyku da hazır hiç olmuşken, kalktım yataktan.
Saat olmuş 06:30... alışık değilim bu saatte uyanmaya, değişik bi' tecrübe oldu bana da. Uykusuzum be, sarhoş gibiyim :/ Ama güne şahane bi' başlangıç yaptım :) Şehrin güne uyanışını izledim... kahvaltı hazırladım yolculuk öncesi Maria'ma :) Karşılıklı kıkırdadık, bi'daha ki buluşmaya plan yaptık falan. Son gelen yorumları ve selamları ilettim... sevindi :) Maviş gözleri ışıl ışıl ''yazan olursa sevgilerimi ilet, yine gelecek-yine poz verecek' de diye de sıkıca tembihledi :) Şimdi çıktılar kapıdan, çıkmadan önce elbetteki 'Tren Yolculuğu Kombini'ni fotoğrafladım :)

Sonra aklıma uzun süredir Minnak'ın fotoğraflarını paylaşmadığım geldi :)
Dedim bi' kaç kare paylaşayım.


Üstteki fotoğrafta, Mama Maria'nın koltuktan kalkmasını fırsat bilmiş olan Minnak, bulmaca kontrolü yapıyor.

Alttaki fotoğrafı da sanırım dün çektim ama şu an yine aynı pozisyonda dinleniyor hanfendü... malum, bu gece çok yoruldu, çok koşturdu :) Pingpong toplarını sevgilim bi' kaç gün önce almış gelmiş. Bizimki bayıldı, dört dönüyor evde resmen. Altı toptan üçü kayıp, kimbilir nereye sıkıştırdı? Bulamadım :) Biri yastık altında... hala vermiyorum. Kafa şişiriyo! :)


Şu tüy yumağını görünce aklıma geldi;
Geçen gün banyoda tarayıp-fırçalıyorum bu düdüğü... aldı hevesini fırçadan yana, gidip oynamak istedi. Ben de fırçalamayı daha bitirmediğimden, kucağımdan gitmesine izin vermedim. Bir zorladı, iki hamle yaptı... baktı kaçış yok; yüzüme bakıp resmen -kısacık da olsa- tısladı! Beni korkutacak güya! Ben de -nasıl yaptım bilmiyorum- ama öyle bi' tısladım ki gözlerine baka baka (dişlerimi de azıcık göstererekten) gözleri faltaşı gibi açıldı, kuyruğu kıstırdı... bi' daha da kaçmak için hamle bile yapmadı. O gün bugündür şeker gibi... ne bi' şımarıklık yapıyo, ne bi' agresiflik belirtisi gösteriyor. Ben yanına gelince kendini yere atıyor, kuyruğu az kıstırıp 'sev beni' moduna geçiyor. Sanki bana azıcık çekiniyor-korkuyor gibi geldi :/ Bilmeden yanlış bi'şi mi yaptım ben o tıslamayla? :/

Neyse.
Pazar günüme aktif başlangıç yapmadan önce Tren Yolculuğu Kombini'ni de koyayım şuraya, tam olsun :)


Gömlek : Bilmiyom!
Pantolon: Bilmiyom!
Çanta: Hiç bilmiyom! :)
Saat-Takı: Dünküsünün aynısı :)

Bi'de gökkuşağı fotoğrafı paylaşayım gitmeden. Yannız bu ilginç bi' gökkuşağı. Şakır şakır yağmur yaparken ve gökyüzü gıpgri bulutlarla kaplıyken -akşam- ortaya çıktı! :) Ne güneş vardı ne bi'şi ortada. Nasıl oldu-oluştu ben de anlamadım.Fotoğrafta da gördüğünüz üzere dik idi! :) Başlangıcı olan-bitişi olmayan bi' gökkuşağı. Mikail'in canı sıkılmış galiba, bi'de böylesini yapayım demiş :) Du' bakalım daha neler görücez bu memlekette.



Şimcilik 'bu gaddan' :) Gelirim, bi' gönderi daha yaparım belki. Bissürü 'taslak' var yazı listemde, paylaşayım sık sık, aradan çıksın hepiciği :)
En gülücüklüsünden olsun Pazar'ınız :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Yorgun savaşçı

Yarım saat oynadıktan sonra, kalan son enerjisi ile çıkardığı numaralar.
Arada azıcık görünmüşüm, o kadarcıktan bi'şey olmaz :P

Huzurlarınızda minnak topak! :)


Yorgun oyuncu :) from Sittirella on Vimeo.


Yine efenim, ''Vimeyo açılmeyoooo'' diyenler için, YouTube'dan geliyor:

Tertemizdir minnakım :)


Tertemizdir benim minnakım :) from Sittirella on Vimeo.

Bir bu pati, bir şu pati... söz de dinler :)
Pek temizdir benim minnakım :)

Yok efendim vimeo çalışmıyor, izleyemiyoruz diyenler için ;

Tembel işi oyun :)


Tembel işi oyun :) from Sittirella on Vimeo.

Tam tembel teneke, tam! :)
Hem oyun oynasın, hem yorulmasın.
Oh, ne ala hayat! :)

Yerim o kırpışık gözleri, pembe patileri :)

Hanimiş: videonun tamamı ile yüklenmesini bekleyip izlemek gerekiyormuş :/
Ya sabır deyin, hemencecik yükleniyor :)

Kucak delisi :)


Kucak delisi :) a video by Sittirella on Flickr.
Sesimi de duydunuz ya... artık bu işin gerisi gelir :)

Bacaklarım masa altındayken kucağıma gelemediği için etrafımda dört dönen bu kucak delisini görmenizi istedim :)

Minnakımı severken ağzım burnum yamuluyor, konuşmam değişiyor (tam bir ergen gerisi olabiliyorum) içim eriyor resmen :)
O sebeple ne dediğime bakmayın, sadece minnakı izleyin lütfen.

Lütfen dedim... :)

Hangi kanal?

Hangi Kanal

Kediyi merak öldürür diye boşuna dememişler :)
O pembe minik burun her şeye girecek!

Bugünlerde ben neler yapıyorum?

* Beklenmedik hediyeler alıp, sevincimden hüngür hüngür ağlıyorum :')
Euphoric'im teşekkürederim, zamanım olduğunda detayları paylaşmak istiyorum :)))

* Beklenmedik hediyeler alıyorum, Xmas-yeni yıl zamanını çok seviyorum! :)

* Beklendik hediyeler alıyorum, -ne yalan söyleyeyim- ne çok sevenim varmış diye çocuklar gibi seviniyorum :) Hediyelere, sevilmeye, şımartılmaya doymam, bıkmam.

* Deli gibi çalışıyorum :/ Bol bol okuyorum :) Uykusuzluktan geberiyorum :(

* Çok hain, pek fena, alengirli-afili planlar yapıyorum :)

* 24 Aralık'ı iple çekiyorum, 9 günlük (yazıyla dokuz) tatilimi dört gözle bekliyorum :)))

* Kızımla oynuyorum, kedileri/kedilerle yaşamayı öğreniyorum... içime sığmayan bir sevgi yaşıyorum. Sanıyorum bu Bal Kız'a aşık oldum :)

* Ayı patisi gibi ''Ugg''larla sağda solda dolanıyorum :D
Ofis-sokak-yağmur-soğuk... peeeeh!
Bunca yıldır burun kıvırmakla halt etmişim! Konfor, rahatlık, sıcacık, oh mis! :)))
Ugg sevmeyen arkadaşlarıma selam ederim ;)

* Kışa hazırlanıyorum, karlı günler kapıda, ha yağdı-ha yağacak :)
Her yer Xmas hazırlığında, birbirinden güzel şeyler satışta!
Yılın bu dönemini çok ama çok seviyorum.

* Kırtasiye manyaklığım tavan yaptığı için, maaşı kaleme-deftere yatırmaktan korkuyorum :/
Bu manyaklığıma ayrı bir gönderide değinmeyi planlıyorum :)

* Uyumaya gidiyorum.
Şimdi siz uyuyorsunuzdur, mışıl mışıl... bunları da ya kahvaltıda, ya ofiste çayınızla ya da eve döndüğünüzde zaman bulduğunuzda okuyacaksınız;

Mutlu olsun gününüz! :)

Oyuncaksız asla!

Yazacak çok şey birikti... çektiğim yüzlerce fotoğraf (bol bol kuyruk, kulak, pati fotoğrafı elbette), gezdiğimiz yerler, aldığım üj-bej güzel şey, paylaşılacak :)
Gel gör ki, zaman yok!

Ben hemen bu minnak portakalın oyuncak ayı sevdasına dair bir kaç fotoğraf paylaşıp-kaçayım :)
Uyku vaktimi zaten geçirdim... sabaha erken kalkılıp gidilecek çok enteresan bir pazar ve öğleden sonra ''American Film Festival'' programında seyredilecek çok güzel bir film daha var :)

Oyuncaksiz asla8

Oyuncaksiz asla2

Oyuncaksiz asla5

Oyuncaksiz asla7


Şu YouTube videolarında falan gördüğümüz, oyuncağına sarılarak uyuyan kedilerden biriymiş bu
meğersem :)
Evde, kelimenin tam anlamıyla ''evlere şenlik'' şeyler yaşıyoruz :)
Paylaşayım dedim.
Nazar değecek diye korkuyorum bu turuncu düdüğe... masaya vurun, kulak çekin, ne bileyim bi'şiler yapın n'olur! :)

Sevgilerimle.

Şaşı bak, şaşır :)


Bal'ım uyku sersemiyken, daha gözleri bile mahmur (ve de şaşı) bakarken, bi' şeyi anlamaya çalıştığı andaki o şapşal surat ifadesine/şaşkınlığına bayılıyorum!
Üstteki fotoğraf aynen böyle bi' anda yakalanmış kare.

Patili hayat nasıl gidiyor? diye sorular geliyor. Gecenin 3 veya 4'ünde hanfendi tuvaletini yapmaya karar veriyor. Tuvaleti kapalı ve de silikon kum kullanıyor. Her tuvalet seansı ayrı macera; kazı çalışmaları-kapatma çalışmaları, o gürültü...
Evin içinde resmen eko yapıyor :)

Yapılacak bi' ton şey eklendi hayatımıza; günde 4 kez tuvaleti kontrol et, kumu karıştır-havalandır (gerekmese de, ben yine de yapıyorum). Günde 1 kez mama ver, kuru mama kabı boş kalmasın-dikkat et, 4 kez de suyunu değiştir.
Sabah uykularım zaten hayal oldu, hanfendi, sabahın köründe en güzel oyunun benim üzerimde zıplamak olduğuna karar vermiş; uykusuz kalıyorum.

Biraz diken üstünden oturma halleri mevcut; ''o minik pembe burnunu bu sefer nereye soktu?'' diye düşünmeden duramıyorum. Onu, en sevdiğim kemerimi tüm vücuduna dolamış, dişlerini püsküllerine geçirmiş halde yakaladığımdan beri neye dikkat edip neye etmemem gerektiğini sapıtmış durumdayım.
Bi' de balkon kapısının sadece on saniye açık kalmasını fırsat bilip 7. kattan aşağı miyavlarken yakalamam var ki; öldüm öldüm dirildim :/

Evin içinde patinaj çalışmaları,  virajı alamayıp dolaba sürtünerek koltuk dibinden devam eden kulvarlar... Sırıksız yüksek atlamalar, sehpa örtüsünün simetrik olmadığına karar verip üzerindeki her şeyle birlikte alaşağı yapmalar :) Patileri küvete dayayıp, içinde ne olduğunu görmeye boyu yetmeyince miyav miyav yardım istemeler :)

Mobilya mağazasında en uygun koltuğu seçmeye çalışan, huysuz-kılı kırk yaran, zaman ve sabır sınırı olmayan emekli amca misali; kitaplığımın en alt rafı mı? giysi dolabının altı mı? yoksa laptopın arkasında kalan, masa üstü mü konforlu? defalarca bu üçgende gidip-gelip, en son kucağımda uyumaya karar kılmalar.

Oyun oynarken bir şeyi ısırarak yakaladığında, aynen köpekler gibi, ön patilerden güç alıp, popo yukarda geri ite ite benimle çekiştirmece oynamalar... Resmen güç denemesi yapıyor eşek sıpası :)
Tırmalama aparatının altını üstüne getirmeler, üzerinde sekiz olup kendi kendine oyun icat etmeler...

''Kediyi öldüren merak'' derler ya hani... doğru.
O minik pembe burun her şeye girecek, her şeyi anlayacak :)

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...