Gülümseme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülümseme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kombin yapdım! :)

Hanimiş: Mama Maria burada gaza geldi, yorumları bizzat çevirttiriyor ve tatlı tatlı kıkırdıyor :)
Yorum yapıyor, benden de öpücükler, benden de sevgiler diye.
Kaldıramıyoruz bilgisayarın başından hatunu :)
Bi' koşu gidip cüzdanından 'yirmili yaşlar' fotoğrafını da getirdi, 'bunu da koysaydın ya' dedi :)
Kırar mıyız hiç onu?
Çektik efenim fotoğrafını, buyrun hanfendünün yirmili yaşlarını da görün:



Ay ay ay! :)
Kombin gönderisi hazırlıyorum, helecanlandım :)
Bugünneri de görmek varmış kısmette demek ki.
Blog blog olalı kombin yayımlamamıştım, her şeyin bi' ilki varmış :)
Hazır mısınız?
Ta-taaaam!
Karşınızda Mama Maria!


Slavların 60+ yaş grubundan alışveriş çılgını güzeli  :)
Bu botları bugün almış... dedim ''giy-çekicem, blog sayfama koyucam resmini''.
Hemen oracıkta giydi cici pabuçlarını :)
Budur efenim!
Benim ünlü olma yolunda hızla ilerleyen kalınvalidem :)
Aslında onun maceralarını seri yapsam sanırım blog sayfam tıklanma rekorları kırar, hepsi birbirinden helecanlı, güldürüklü alışveriş maceraları var hatun kişinin.

Meselam; bu sabah ben uyurken erkenden alışveriş yapmaya karar vermiş. Haklı da sebebi var elbettekine: evde tuz bitmiş. :)
Tuzsuz ev olur mu? Olmaz tabikisi de. Carrefour'a gitmiş tuz almaya.
Yeminne söylüyor: sadece tuz alacakmışmış ama bakmış 'indirim' yazısı var bir reyonda, demiş ''bi' bakayım''. Hakikaten de indirmişler fiyatları... sudan ucuz yapmışlar her bi' şeyi o reyonda. Dayanamamış; bir çift bot, bir çift ayakkabı ve bir çiftte terlik almış. Botlar sonbahar içinmiş, şimdi çok ucuzmuş, yazdan almakta yarar varmış, mevsiminde alınca çok pahalıya geliyormuş, böyle fırsat kaçmazmışmış. Beyaz terlikler  suda giymek içinmiş, yakında su terapisi başlayacakmış, üç hafta gidecekmiş, yalın ayak olmazmışmış. Hem zaten çok ucuzmuşmuş terlikler  :)
Ayakkabılar da bi' ucuzmuş, bi' ucuzmuş - duyan da sanacak almayanı dövüyolar da dayak yememek için almış masumum :)

Tuzu da almış ama unutmamış ;)

Dün de bana iki çift terlik almıştı-bu sefer tutturmuştu zevkimi- dedim ''ver cici pabuçlarını çekicem toplu fotoğrafı 'iki günün hasılatı' diye, koyucam blog sayfama'' verdi :)
Buyrun!


Ortadaki iki çift benim, ev terliklerim.
Malum yaz günü parmak arası şıpıdık-çıpıdık rahat oluyor :)

Şimdi kombin detaylarına gelelim;
Kahverengi üzeri pembe çiçekli t-shirt: GEORGE
Ebruli desenli retro etek: ESPRIT
Kahverengi yapay deri botlar: CARREFOUR (Meyd in Çayna olabüle)
Tırmısı taşlı saat: PERFECT
Göremediğiniz ama kulakta ışıldak ışıldak yakalayacağınız taşlı takı seti: ZARA

Bugün şeker-karabiber-domates gibi bi' şiler bitireyim evde, bahane yaratayım yine alışverişe :P
Bakalım bu sefer neyle dönecek, hakkaten merak ediyorum :)

En gülücüklüsünden olsun Cumartesi'niz!

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Sarışınlar için klavye


Görseli büyütmek için lütfen üstüne bir ''tık'' yapınız sarışınlar.
(Sol + tek click) :D
Alışveriş ettiğim bi' tükkanda denk gelirsem alıcam şu klavyeyi, şeker gibi be :)))
Sarışın arkadaşlarım, birlik olup, beni yakalayıp-dövün, hakettim.
Haketmediysem de az sonra hakedeceğim gibi bi' his var içimde, hayırdır inşallaaa!
Hehehehehe :)

Bayıldım-bittim bu klavyeye.

''S.Ellaaa, sen bu ''Fn'' tuşunun neye yaradığını çözebildin mi?''
''Kopyala-Yapıştır kısa yolları neydi S.Ella?''
''Parmağım bir tuşa değdi hataaaayla, açtığım belge kayboldu, nasıl bulacağım ben şimdi onu?''
''Euro işareti yok benim klavyede yaaaaa, nerden çıkarıcam ben şimdi o işareti?''

Her milletin ayrı bir dili, tavrı-tarzı, kültürü, bilmemnesi var da; sarışın her yerde, her millette aynı :)
Aynı dili konuşuyorlar, dünyanın en etkili ve değişmez karakteristik özelliklerini gösteriyorlar :D
İşin güzelliği şu;
buradakilerin yüzde doksanının orjinal sarışın olduğu göz önüne alınırsa :D
Vay ki ne vay! :)
Eğleniyorum nan!
Çok profesyonel ve uyanık geçinen sarışınlarla bir aradayım :)
Her gün ayrı bomba!
En sevdiklerim ''beyin fırtınası'' toplantıları :)
Bir fikirler üretiyorlar arkadaş... gülmemek için, kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyorum bazen.
Oturup kırk yıl düşünsem... yok, aklıma gelmez :)
Hehehehe :)))
Çok dikkatliler bizim kızlarımız sonra... çok üretkenler, sıfır problem çalışmayı severler.
En sarışınının son bombası, Milan'da -tatildeyken-  iş bilgisayarını çaldırmak oldu :)
Çaldırıp çaldırmadığı da belli değil, kaybetmiş, bir yerde unutmuş da olabilir... bir hatırlasa garibim nasıl olduğunu  :)
Tüm gizli ve önemli belgeler, toplantı metinleri, sunumlar, anlaşmalar, mali yıl hedef dosyaları, departmanda çalışan herkesin yıllık görüşme tutanakları... muhtemelen hepsi İtalyan bir hırsızın elinde şu an.
Elektronik anahtarı da kaybetmemek için laptop çantasına koymuş.
Şifresini de unutmamak için 0123456789 yapmış :)
Te allam, yareppim! :)
Bakıp bakıp gülüyordur hırsız, zahmet edip açtıysa :)))
Çok süperler, çooook!
Sarışın arkadaşlarımı çok seviyorum, onlar olmasa hayat tatsız-tuzsuz, renksiz, havası kaçmış lastik top gibi bi'şi  olurdu :)


O klavyeyi satın alabileceğim adres burası imiş.
Sevgilerimle :)

Varsayalım konuşuyorlar...

Acaba insanlar gibi mantıklı bi' ''kendisiyle konuşma'' durumları var mı bu patililerde? :)
Mesela;


''Uleyyyn! bu işte bi' yannışlık var gibime geliyo emme...

ya da;


''Kanatları da taktık, bi' de masum bi' bakış tamamdır!
Olm, bu sefer kesin tanıyamıycekler o güvercinler beni :)

Special thanks to Kasiu's lesny & panda :)

Görsel: Arkadaşımın sesi - Katarzyna marka

Teallam #003

Lepimitapımı yavaş yavaş formata hazırlarken kenarda-köşede kalmış bi' dosya buldum.
Anında görüntü:







Görsel: Google Images

Te allam yareppim!


Bir iş arkadaşım bana şu soruyu sordu:
''Sittirella, Türkiye'de çay bedavaymış doğru mu? Herkes istediği an, istediği yerde çay içebiliyormuş.
İnsanlar yorulduklarında falan böyle herhangi bir yere oturup sağda solda sürekli bulunan çeşme gibi bir yerlerden!!! çay doldurup içiyorlarmış.''
Nerden çıktı bu? dedim.
Bir arkadaşı Türkiye'den yeni dönmüş, ona da ''süper ülke, çay bile bedava, sokaklarda dağıtıyorlar'' demiş :)

Bir an durdum, aklıma Lou'nun söylediği Rizeliler bilmemnesinden dolayı İstiklal caddesi dolaylarında bedava dağıtılan çaylar geldi :) Sanırım o olaya denk gelip bol bol içmiş.

''Heryerde inanılmaz ucuza en kaliteli çayı bulabilirsin. Dilediğince içebilirsin. Bir çok yerde ''ikram'' edildiği için bedava olduğunu düşünmüştür arkadaşın ama genelde gerçekten ucuzdur'' dedim.
Teşekkür etti, muhakkak Türkiye'ye gideceğini söyledi, ''ne güzel adetleriniz var sizin,  hayranım bu sıcaklığınıza'' dedi, gitti.

Başladım düşünmeye. Gerçekten de böyle mi?
Beyin otomatikman kıyaslama yapmaya başlıyor bu gibi durumlarda.
Alışverişlerimizi düşündüm ilk ''ikram'' deyince.
Bizde girersin bi' tükkana :) ''Ablacım ne içersin?'' dir ilk soru.
(Ablacım derken... abla olmuşsuz nan.. na. nannnnn.. yoksa????)
Burada elbette böyle birşey yok.

Mesela pazarlık vardır bizde.
İlla 3 aşağı 335 yukarı farklı fiyata almamız gerekir yoksa millet olarak kazıklandığımızı hissetme hastalığına yakalanırız. Fiyatı 3 kuruş aşağıya çektiğimizde de dünyayı kurtarmış kahraman edasıyla kasılırız... e-be salak, neden kasılıyorsun? Adam zaten 5 Liralık malın fiyatını 10 Lira deyip 8'e sana kakalamış işte, sen hala 10 dedi de, ben 8'e aldım, çok karlı bir alışveriş oldu de.
Te allam yareppim.
Ama pazarlık bile etmesi güzeldir memleketimde.
Burada ne pazarlığı, fiyat 9.56 mı? Cebinde 9.55 olsun, alamazsın.
1 kuruş için, evet tam 1 kuruş için satmaz sana.
Ticari zeka sıfır adamlarda (şahsi görüşüm).

Suratlarından düşen de binparçadır ayrıca. 
Satış elemanlarını özellikle en suratsızlarından seçtiklerini düşünüyorum ben.
İş ilanında belki de temel şarttır : ''Suratından düşen binbir parça olacak derecede meymenetsiz olmak'' da ben hala sökemediğim için Lehçe'nin inceliklerini, gözümden kaçmıştır.
Bizde otuziki dişi göstermeyen satış işine alınmaz, bunlarda sırıtana ceza vericekler, o derece.
Bir de bizde ne vardır? Cumartesi-Pazar ailecek ne yaparız?
Alışveriş elbette! Saatlerce dolaşılır-edilir. Evin eksik-gedik nesi varsa alınır.
Burada Cumartesi günü heryer 14:00 bilemedin 15:00'e dek açık.
Çalışıyorsan çalışıyorsun, tek boş günün haftasonuymuş, kime ne?
Sabahın köründe kalktın-gittin alışverişini yaptın yaptın, yapmadın taaaa, Pazartesi'yi beklemek zorundasın.
Pazar günü açık ''tükkan'' bulmak lotoyu tutturmakla eş değer şansa sahip olmanı gerektirir.
Kazara ekmek falan almadıysan en geç Cumartesi sabahtan, taaa bilmemnerdeki açık alışveriş merkezine gideceksin veya tüm yemekleri restoranda yiyeceksin :)
Sonra yok efendim ekonomi kötü, para kazanamıyoruz, bilmem ne.
Hem en çok kara geçilecek günlerde dükkanı açma, hem satıcıları en suratsızından seç, hem pazarlık yaptırma sonra da iç kuruşluk naylon poşetlerden kara geçmeye çalış!
Oturup ağlarsın işte böyle!
Oh olsun size, pis herifler, tü-kaka herifler!
Bak kızdım şimdi.
Poşet dedim. Bildiğimiz naylon poşetler var ya, hani annelerimizin market alışverişine gittiğinde muhakka 5-10 tane sağa sola sıkıştırdığı, çöp torbası yapmak amacı ilen kasada ödeme yaparken ''kalk gidelim'' dediği, bildiğin naylon incecik poşet..... burada parayla.
Gitmişsin alışveriş merkezine doldurmuşsun 1 araba eşya.
En az 3-4 büyük boy poşet gerekli taşımana.
Yanında alışveriş torbası getirmediysen kazara, unuttuysan yandın.
Ciddi ciddi tane hesabı para ödeyip bir de torba satın almak zorundasın.
(Bizim bez torbalarımız var, kullanmıyoruz naylon-plastik poşet, o ayrı mesele)

Allah baba akıl-mantık dağıtırken bu Polonya milleti yine kesin içiyormuş bi'yerlerde, kaçırmışlar, sona kalmışlar.
Öyle mantıksız ki bir çok şey, şaka gibi geliyor.
Başka bir örnek vereyim:
Balkon.
Bildiğimiz balkon.
Oturup çay-kahve-yaz geceleri tadını çıkardığımız, çamaşırımızı kuruttuğumuz caaanım balkonlar.
Balkonu yıkayamazsın çünkü ''gider'' yok.
Şöyle iki kova su döküp, tozunu temizleyeceğin, minderini atıp yayılacağın balkonlarda  suyun gidebileceği hiç bir yer yok.
Sileceksin :)

Hadi bunu da geçtim... mesela.. ummm:
Mutfak.
Adam ev yapmış, ama ev ki ev.
Sanırsın saray yavrusu.
Dört dörtlük donatmış evi.
Bakıyorsun için gidiyor... o derece.
Alacaksın veya kiralayacaksın diyelim.
Mutfağa giriyorsun... birşeylerin ters olduğunu hissediyorsun ama ilk anda göremiyorsun.
Sonra aklın başına bir geliyor, aneaaaam, aspiratör yok nan ocağın üstünde!
Davlumbaz neyin yani.
Parası neyse öde-al durumu da söz konusu değil çünkü satın almayı bırak takılabilecek, yemek buharının çıkacağı gideceği hiç bir yer planlanmamış mutfakta.
Pişireceksin yemeğini o caaaanım mutfakta ama kokusu-buharı-yağı tüm eve yayılacak.
Böyle kafasızlık olur mu allasen?

Bir bunlarla kalsa yine iyi-güzel hoş.
Mesela internet veya ne bileyim telefon aboneliği.
Gidiyorsun telefon numarası veya internet bağlantısı satın alacaksın.
Buyurun şu-şu-şu tarifelerimiz var.
Buraya kadar normal ama hemen anormallik başlıyor :
Bu tarifeyi seçersen 24 ay, bunu seçersen 30 ay... bunu seçersen bilmem kaç yüz ay aynı ücreti ödeyeceksin.
Eeee, değiştirmek istersem?
O zaman ceza ödüyorsun 12 aylık peşin tarife parası kadar ve değiştirebiliyorsun.
Eee, ben yurt dışına çıktım mesela veya ne bileyim, adresimi değiştiriyorum, taşınıyorum vs... tarifemi muhakkak değiştirmem gerekiyor.
Ya da hattı kapatmam gerekiyor.
Yok, seçtin mi son güne dek o parayı ödemek zorundasın.
Hadi buna razı olduk diyelim, internetinle sorun yaşıyorsun arıyorsun adamları, hafta içi saat 08:00-17:00 çalışıyor adamlar.
Senle aynı zamanlarda :D
Eee, sen evdeylen bir arızan oldu, haftasonu bir yardım-destek ihtiyaç duydun. Yok kardeşim, söyle bilgisayarına-telefonuna arıza çıkaracaksa hafta içi 8-17 arası çıkarsın yoksa yok bakım-makım-yardım.

İçim daraldı :/
Ben memleketimi özledim.
Şu Tayyeap bi' çektirsin gitsin, döneceğim memleketime.
Varsın ttnet'e küfre devam edeyim.
Varsın balkonumu yıkarken alt komşunun çamaşırlarına -kazara- kirli su sıçratayım, azarı yiyeyim.
Varsın pazarlık yapacağım derken kazığı yiyip üj-bej gün salaklığıma yanayım.
Ama insanımla olayım, dilimi konuşayım.
Buruk bitmesin bu yazı.
Hemen size ofisimde hergün yüzümü güldüren bi' komikatür ile sonlandırayım.
Hepinize şapşahane bir haftasonu dilerim, en gülümseteninden, en iç açıcısından.




On Bira yın Sultanı :)






Hatırladım, paylaşayım istedim :)
Çok gülmüştüm... hala gülüyorum.
Hepinize HAYIR!lı - mutlu - huzurlu - sağlıklı...
Kısacası her zamanki gibi, gönlünüze göre Ramazanlar dilerim :)

Görsel: Google Images

Balkon geceleri ; MacGyver

Bazen doyasıya saçmalamak rahatlatıyor bedeni ve zihni.
Olmadık şeylere gülmek, gözlerden yaş gelinceye dek gülmek, birikmiş tüm stresi o kahkahalarla atmak gerekiyor. Bunu çok sık yapardık kardeşimle. Herkes bize meraklı ve şaşkın gözlerle bakarken yeri göğü inletmek istercesine sesli kahkahalar atmayı becerebiliyorduk. İnsan görünümünden çıktığımızı, ağzımızın burnumuzun gülmekten yamulduğunu bilirim.
Kardeşimle balkon sefası yaptığımız gecelerden biriydi mesela…
Anne babamı uyutmuş balkona serilmiştik. Gecenin bir yarısı kurt gibi acıkacağımızı bildiğim için babannemin ”yat-geber ekmeği” dediği türden minik bir kahvaltı tepsisi hazırlamıştım.
Domates-peynir-zeytin-salça-ekmek-karpuz :)
Yazın ortası, gece yarısı ve biz yanıyoruz. Yaprak kıpırdamıyor ve kardeşim bana bakıyor ben kardeşime. Oyun oynayalım dedik ve her zaman yaptığımız gibi bir süre sonra cıvıtıp gülme krizlerine girdik.
Çocukluk kahramanımız MacGyver her zaman kurtarıcımız olmuştur. Birbirinden alakasız 3-5 şeyle her seferinde bir patlayıcı yapıp onu patlatmayı başaran MacGyver abimiz idolümüzdü.
Başladık bir yandan yat-geber ekmeğimizi yerken bir yandan da birbiriyle yakından uzaktan alakası olmayan 3 şey bulup nasıl patlama yapacağımızı anlatmaya başladık birbirimize. O dakikadan sonra ipler kopmuştu zaten bizde.



Kahkahalar atmaya başladık. Bir paket makarna-bir rulo tuvalet kağıdı ve bir şişe kolonya ile nasıl patlayıcı yaptığımızı bile planladıktan sonra kendimizi kaybettik :)
Kaba tabirle anırır gibi gülmeye başladık :)
Gözlerimizden yaşlar akıyor, karnımız ağrıyordu. Gülmekten hıçkırık tutar mı insanı? tutarmış…
Sesimize annem uyandı. Ses demek pek bir kibar oldu :) Gürültümüze uyandı. Bir kaç komşu uyanıp balkondan camdan kafalarını uzattı :) Saklandık, uslu çocuklar olduk hemen tabi.
Sonra plakalara taktık. Aşağıdan geçen arabaların plakalarından kelime türetmece. :)
Kim oynamamıştır bu oyunu bilmem. Biz çok oynardık.
Sonra kardeşimle birbirimize itiraflarda bulunmaya başladık. İtiraf demekten daha çok, birbirimizi nasıl ustalıkla ispiyonladığımızın açıklamaları demek daha yerli yerinde olur :) Affettik sonra birbirimizi. Bir daha asla birbirimizin açıklarını ortaya çıkarmayacağımıza söz verdik. Bu sözümüz hala geçerlidir. Gizli bir anlaşma gibi :) İkimizde birbirimizin arkasını kollarız. Ağzımızdan çıkan sözler birdir. Çapraz sorguya alınsak -Amerikan filmlerindeki gibi- açığımızı bulamazlar :)))
Ne günlerdi be… özlenmez mi?
İlk fırsatta bir araya gelinip balkon sefalarımız tekrarlanmaz mı?
Saçma sapan şeyler üretip katıla katıla gülünmez mi?
İçimizdeki çocukları öldürdüğümüz an bitermiş ya hayat.
Biz çok yaşayacağız demek ki :)

Görsel: Google Images
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...