Agresifim Kompleksliyim Ekşi Sözlük Yazarıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Agresifim Kompleksliyim Ekşi Sözlük Yazarıyım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sittir Git!



Bakmayın başlığın böyle sert olduğuna... aslında şeker gibi bi' gönderi yapmaya niyetim var çünküm uzun zamandır 'Bugünlerde ben' yazısı yazmamıştım :)

Eminim çok merak etmişsinizdir bugünlerde neler yaptığımı.
Hani, işiniz-gücünüz yok, sürekli 'Acaba Sittirella ne yapıyordur şimdi/şu anda?' diye düşünüyorsunuz ya... :)
Hani, dünyanın merkezinde ben varım, dağlar-ovalar ve de yeşil vadiler benim eserim ya... :)
O sebepten sizi daha fazla merakta bırakmayayım dedim :)

Teallam yareppim! :)

Bugünlerde ben, bissürü blog takip edip, bol bol tespit yapıyorum  :)
Hatta ve hatta -zamanım çok bolsa- oturup blog tutmaya ilk başladıkları günden itibaren yazdıkları her şeyi okuyorum takip ettiğim bloggerların :)
(Ne acayip bi' kelime oldu bu: bloggerlar :P )
Günden güne değişimlerini görebiliyorum yazdıklarında, nereden-nereye geldiklerini görüyorum, çok eğlenceli oluyor :)
Bazıları çirkin ördek yavrusu'ndan kuğu'ya dönüşüyor, bazıları ot gelip .ok gidiyor.
Bazıları da, izleyici sayısının 101'e ulaştığı an kendini dünyanın hakimi ilan ediyor ki, bence en eğlenceliler bunnar :)))

Neyse, dağıttım-toparlıyorum konuyu :)
Bugünlerde, anlamadığım-anlamlandıramadığım ve sanırım asla anlayamayacağım şeyler dönüyor bu blog aleminde, vay anam ki, ne vay vay! :)
İstisnalar kaideyi bozmaz demeyeceğim bu sefer, az sonra yazacaklarımı yapan herkes benim gözümde;
.......   .........  .........! :)

Meselam: bi' blogger doğurmuşm yapmış... taaaa üj-bej-on yıl önce; anne olmuş.
Aman ne güzel, uzun-mutlu ömrü olsun çocuğunun, çok güzel günlerini görsün işşallaa.
Anne olmak güzeldir elbet, boşuna demiyorlar cennet bile ayaklarının altında diye... herkesin ulaşamayacağı 'rütbe' :)
Minicik bi' mucizeye ortak oluyorsun, bedeninde yavrunu büyütüyorsun, dünyaya getiriyorsun... şahane!
(Senden başka canlılar da bu mucizeye ortaklar. Hem de beş-on tane birden dünyaya getiriyorlar, yavruların göbek bağlarını da dişiyle kesenler-diliyle temizleyenler de var... bu da bilgine)
Ama.... iş bloglamaya gelince .okunu çıkarıyorsun.

Bu arkadaş ne doğurduysa artık, sanırsın tek çocuk onda var :)
Çocuk değil; dünyada eşi-benzeri olmayan, gözyaşları elmastan, yımırta yese-gökkuşağı .ıçan bi' masal kahramanı doğurmuş.
Çocuğu doğuran dünyaya getiren kadın, -artık nasıl bi' evrim geçirdiyse doğum esnasında ve sonrasında- beyin kapasitesi açılmış, hayata bakışı değişmiş, bi' gelişmiş-bi' bilişmiş... bulamadım uygun kelimeyi buraya :/

Nassı desem? Einstein yanında .ok yemiş!
O kaddaaa yani :)
Her bi'şeyin en iyisini o bilir olmuş, en güzel annelik tavsiyelerini o verir olmuş, çocuk gelişiminin kitabını yazar ve hatta kitabını bırak, tarihini sil baştan yazar olmuş :)
Bugüne kadar ne yazılıp-çizildiyse yalandır ve de yanlıştır, o ne derse odur- kayıtsız-şartsız doğrudur olmuş.
Çocuğu ne dedi - ne yedi - ne içti - ne renk .ıçtı? bilmemiz şarttır :)
Nan, herkesin var çocuğu-evladı.
Herkes paylaşıyor çoluğunun-çocuğunun fotoğraflarını... elbette paylaşacak, hayat paylaştıkça güzelleşir :)
Ama kimse tutup 'bu oğlum Kaval Can, bu da çektirdiğimiz çürük dişi. Bakın, çürük dişi bile hepinizin çocuğunu döver!'' demiyor be... en fazla ''yavrumun dişi çıktı, ağrısı var'' diyor elalemin anneleri.

Böyle bi' blogger ile karşılaştığımda;
''Günün birinde kazara çocuğum olur ise, nasıl bi' anne olmamam / nasıl bir canavara dönüşmemem gerekir'' dersi alıyorum.

*   *   *

Meselam; 'Bugün ne giydim?'cilerden bi' örnek vereyim.
Arkadaş, bugün ne giydiysen giydin... pek yakışmış-maşşallaaaaa... da, giydiysen bana mı giydin? :)
Yok efenim neymiş?
Rengarenk fırfırlı bolerolar bu yaz çok modaymış... herkeşler peşpeşe fırfırlı bolero paylaşıyormuş... özentilermiş.
Çünküm bu hanfendü, sarı renkli-fırfırlı boleroyu ilk olarak bi' yıl önce, kombinlemiş -hemen oraya linkte yapıştırılır/fotoğraf koyulur tabi, ispat olması açısından- eee? 
Taaaa bi' yıl öncesinden biliyormuşmuş oluşacak trendi!
Bi' adım daha ileri gidelim: modayı yaratıp - modaya yön veriyormuş! :)))))
Nan... nan! Bi' dur be... parmakların ne yazıyor bi' kontrol et be! 
Orda 'Backspace' denen bi' tuş var, bas ona, korkma ısırmaz... sen yeter ki bas :)
Okuyan da, seni bi' Coco, bi' McQueen sanacak :)

Bi' kendini beğenmişlik- en iyi benim!cilik fırıl fırıl dönmekte blog aleminde.
Kendini ispatlama, başkalarına 'üstünlüğünü' kabul ettirme çabası...
Anlayamadım-anlamıyorum-anlayamayacağım.

Bi' kere şunu peşin peşin kabul edelim; hepimiz insanız, eksiğiz, kusursuz imalat değiliz.
Bi' kere hepimiz osuruyoruz pırtlatıyoruz, var mı ötesi?
Hiçbirimizin çişi cam göbeği rengi değil.
Bi' ay yıkanmasak; hepimiz leş gibi kokarız.
Hepimizin hayatında yasyamuk bi' şeyler vardır.
Hiçbirimiz mikkemmel! değiliz, mükemmele sahip de değiliz.
Eşit derecede tamamız- eşit derecede eksiğiz.

Hepimizin çok iyi bildiği bi' konu tabisi de vardır;
Ebru Şapşallı bile Pilates gurusu bu ülkede :)
Onun bile var senden-benden iyi bildiği bi'şi.
Bildiklerimizi paylaşmak iyidir-güzeldir; hayat paylaştıkça daha da güzelleşir.
Ama, insanca paylaşıldığında güzeldir.

Ama, sen kalkıp;  ''Onu da bilirim-bunu da bilirim ve hatta şunu da bilirim, ötekileri de bilirim, her şeyi bilirim, her şeyin en iyisini ben bilirim'' diyorsan...
Kalkıp, kendi bildiğini-bilgini paylaşmak yerine 'bilmişlik' yapıp burnundan kıl aldırmıyorsan...
Dediğin dedik-öttürdüğün düdük ise...
Hele bi'de kendi bildiğini-sevdiğini başkasına zorla kabul ettirmek için demediğini-yapmadığını bırakmıyorsan...
Hakkaten, çok içimden gelerek söylüyorum: Sittir Git!

Demek ki neymiş?
Bugünlerde ben azıcık atar yapmak istemişim  :)
Bu' da böle bi' gönderi oldu işte...

... to be continued...
...devam edecek...

Hanimiş: Bu gönderinin oricınıl hali pek bi' küfürlümsüydü... çok bi' fena idi.
Bu sabah yayımlanacaktı... son dakikalarda taslağa çevirdim.
Bu edeplenmiş-uslanmış hali yani... saygılarımlan arz iderim.



Görsel: Deviantart stop that riot by ~theAliensExist

ekşi sözlük - kutsal bilgi kaynağı


Bugün işlerimi zamanında toparlayamadım. Hazır geç kalmışken sessiz ofisin tadını çıkarayım dedim. Kendime bir kahve aldım açtım sözlüğü başladım okumaya.
Bir yandan da blog sayfamı açtım.
Durum şu: blog sayfamda aynı anda 33 kişi online!!! ve sol framedeki ilk başlığa tıkladığımda karşıma çıkan ilk adres blog sayfamın adresi :)
"N'oluyo nan!!!" dedim, şaka gibi...acaba öldüm de haberim mi yok?
Malum sözlükte ölen kişinin başlığı sol frame'i esir alıyor, okudukça olayı anladım :)
Buyurun burdan yakın, yüz elli beş numaralı entry:

entel olmaya çalışan türk kızı

155. internette blog ortamlarında da maruz kaldığımız kız tipidir. en belirgin özellikleri eski sevgililerinden internet ortamında intikam almaya çalışmalarıdır. en sevdikleri film "eternal sunshine of the spotless mind", en sevdikleri kitap "küçük prens"tir.

işim gereği bu aralar oturup blog okumak zorundayım. rastladığım bazı bloglar ise bu başlığa cuk oturmakta izninizle paylaşacağım.

ilk bloğumuz;

http://sittirella.blogspot.com/

filmlere kitaplara bakılırsa ne kadar klişe varsa sıralanmış. meraklara "ölünce aşk ta ölür mü?" yazılmış, güzel türkçemizde "ta" diye bir kullanım yok, "aşk da" olacak canım o.

müzik kısmında "müzik göz değil kulak işidir olm!" diye belirtilmiş, yıldız tilbe'den yann tiersen'e yumuşak bir geçiş yapılmış (bir kulak ikisini birden nasıl kabul eder bilinmez).

yazılarda yine gizemlilik, anlaşılmazlık hissi hakim. büyüyordu, sorgu memuru değildi, uzun sürdü, sancılı oldu, aylarını aldı, dizi kanadı... diş perisi yalan, noel baba da yok zaten!
ha bir de bunların ortak özellikleri hepsinin çok yorgun olması! hor kullanılmış, çabuk tüketilmişler. kendilerine "cici" bakmaya devam etsinler ne diyeyim... seçtiği nick de pek bir cesur yalnız; "sittirella" !

***** 

deyip saydırmaya devam etmiş kondüktör alımlarıyla çaylaklıktan çıkıp ''yazar'' sıfatına sahip olan ekşi sözlük yazarlarından ''krep'' :)

Haliyle üzerime alınmak zorundayım, adam eşek nalı kadar blog adresimi koymuş oraya :)
Tam bir ''ergen gerisi'' olup -yarıştıracağım- şimdi. Bi' de böyle deneyeyim belki aynı dili konuşunca anlar millet :)

Şimdi;
Haksız değil, adam haklı beyler :)
''aşk ta'' olur mu? ''aşk da'' olmalı.
KoltukDan kalkDım diyeceğim bundan sonra... ne bileyim, ''yaşlılık Da zor geliyordu ona hayat Da''
İyi günDe kötü günDe, hastalıkDa-sağlıkDa ya Da ne bileyim ona kurşun Da işlemez, şimşek De :)
Bu böyle gider.
Profil benim, zevk benim, ister Da derim ister Ta derim. İşin komik yanı; tasasının sana düşmesi krep.
Yazım kurallarına ''kutsal bilgi kaynağı''na entry girerken dikkat etmek zorunda kalıyorum. Orada da (bak Da dedim :) sevin) krep, sucuklu yumurta, patatesli-kıymalı börek gibi isimlerin ardına sığınıp sağa sola saldırmıyor, kimlik üzerinde yazan adımla paşalar gibi entari döşüyorum.

Yıldız Tilbe'de dinlerim Yann Tiersen' de...
Sanırım Y ve T harflerine takıntımdan ileri gelen bir durum :)
Benim kulaklar ''bunu dinlerim- bunu asla'' diye seçmece çalışmadıkları için; hoşuma giden herkesi dinliyorum. Sesin güzelse sen de söyle bir şarkı, seni de dinleyeyim.
N'apayım? İşyerimde sıkıldığımda kulaklıkları takıp dikkatimi dağıtmadan çalışmama devam etmemi sağlayan Yann Tiersen müzikleri :)
Merak ettiysen de söyleyeyim; Amelie'yi seyretmedim, o hatunun  tipini de zerre kadar sevmem.

''Entel'' olmaya çalışmak saçma bir tabir, keşke olabilsem ama ''entelektüel'' olmayı çok isterdim.
Türkçe dersi verirken millete, önce altına yazdığın başlıktaki saçmalığı fark edebilseydin keşke.

''Ancak bir gerizekalı'' Küçük Prens beğenisi üzerinden birini karalamaya kalkar. Kitabın kapağını açmış olanın bu iki kelimeyi duyduğunda gözleri parlar.

Yazdıklarımda ne gizem var, ne anlaşılmazlık. Anlayamadıysan bu senin problemin. Bari milletle paylaşıp kendini rezil etmeseydin :)

Harika bir çocukluk geçirdim, sorunsuz ve sivilcesiz bi' ergenlikle ilerledim.
Üniversite hayatını dibine dek doya doya yaşadım.
Sağlıklı ve uzun soluklu ilişkilere sahip olup dostlar edindim.
Deli gibi sevdiğim bi' erkekle üç yıldır evliyim.
Arasıra yorgunum ama bu işimin ve iş yükümün bana getirdiği tatlı yorgunluklardan olsa gerek.
Global bi' teknoloji firmasının Türkiye ülke satınalma/tedarik yöneticisiyim, bunun yanı sıra, EMEA diye adlandırdığımız rejyonun da kategori yöneticiliğini yapmaktayım.
Eh, müsadenle... bu kadar iş tanımı yazarken bile yorulduğuma göre çalışırken de yorulayım.

1.80 boyundayım, 68 kilodayım, uzun kızıl -kahve saçlıyım, özene bezene yaratılmışlar kısmına dahil olanlardanım ve de taaaam otuz üç (köfte dudaklarımı kıvırarak söyledim bak bunu) yaşındayım.
Daha n'olsun? :)

Ege'liyim, otuzbeşbuçuk'um, anne-baba sağ bu konuda da açık çıkmadı.

''Kaybeden, hor kullanılmış, çabuk tüketilmiş'' gibi tanımları bana yakın mesafede kullandığın için kırıldım, aşkolsun!

Keşke kalkıp sözlüğe yazacağına okuduğunu iddia ettiğin sayfama ''Ya Sittirella, sen kimsin nesin? Bunu doğru bunu yanlış yapmışsın'' diye iki satır mesaj bıraksaydın da ben de sana paşalar gibi cevap verseydim.

Bir de; filmlere-kitaplara bakılırsa ne kadar klişe varsa sıralanmış demişsin, bak buna üzüldüm.

Bu ülkede tek bi' Türkçe kitap bulamazken...
Satın aldığım e-kitapları tabletten okumanın tadı sıfırken...
O kitapları  A4 büyüklüğünde sayfalara yazdırıp, sırf kağıda dokunarak okuyor olmanın bile benim için ne büyük bir lüks olduğunu bile bilmiyorken...
Sinemaya gidip her filmi izleyememenin sıkıntısını çektiğimi bilmezken...
Kendi dilimi doyasıya konuşamamanın rahatsızlığını yaşadığımdan habersizken; sen hala işin entelindesin dantelindesin.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın ne kadar kötü olduğunu uçmayıp-kaldığın sürece daha iyi anlarsın.
Bari bi' ''şeyi'' eleştirmeyi kafaya koyduysan, oku, incele, anla ki, neyi-kimi eleştirdiğin hakkında fikrin olsun.
Aç profilimi, yazdıklarımın tamamını oku-izle, sonra gel bi' daha konuşalım seninle.

Sevgilerimle,
Turnusol kağıdı: Sittirella

Hanimiş: kullanıcı adımı severim, hiç te ''cesur'' değil, çok şirin nan :) Neye göre-kime göre ''cesur'' bir ''nick'' anlayamadım, gel de anlat bi' zahmet.
Türkçe konuşarak anlat ama, nick-mick bozuyor hacım güzel Türkçemizi :)

Hanimişiki: Hiç te değil... Hiç De olacak değil mi?
Te allam yareppim! :) Gizemmiş, entelmiş... dantelmiş ve bunların hepsi benmiş.
ara: akıl fikir

Dipnotdediğindipteolur; ekşi'den gelen arkadaşlar, valla boşuna zahmet etmeyin bu gönderiyi sadece -sırf egosu tatmin olsun diye- krep'e yazdım. Sözlükte üç beş şukela almıştır belki ama kimse de çıkıp '' negzel demişsin nan'' dememiş, yazıktır.

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Agresifim, kompleksliyim, ekşi sözlük yazarıyım!


Yazmayacağım, yazmayacağım diyorum, şeytan -gör bunu da gör, bi' de bak şunu da gör - diye diye gözüme sokuyor bazı şeyleri.
Sonra uyuveriyorum o şeytana -ne de olsa kanka- başlıyorum yazmaya.
Ben arızalı üretimim.
Ciddi ciddi :)
Arıza yaratmaya bayılırım. Ortada bir sorun yok mu? Çağır beni bebeyim :)
Sana olmayan sorun nasıl yaratılır? Hiç yoktan arıza nasıl çıkarılır? derslerini ücretsiz vereyim.
Gözümün görüp aklımın erdiği bir konuda ortada kabak gibi duran bir hata varsa, susamam.
Susarsam... çatlarım!
İçimdekini, içimden geçeni söyleyeceğim, görüşümü bildireceğim, rahatlayacağım.
Söyleyemezsem... sanki o sözcükler ağzımdan çıkmadığı, dilimden dökülmediği sürece zehir gibi içime akar, mideme sancı girer, elim ayağıma bağ olur, acı verir bana, dert olur içime.
Kendime işkence etmenin alemi yok :)
Severim çünkü ben kendimi.
Çiçek gibi hatunum, ne diye acı çektireyim kendime? :)
Ukalalık ise bunun adı, evet, ukalayım ben.
Kimse kusura bakmasın. Benim kusurum ukalalık sanırım.
Kolay kolay sevmem, kolay kolay beğenmem, kolay kolay...düşündüm de, ben kolay olan hiçbi' şeyi sevmem ki.

Kafatasının içinde beyin yerine fındık(veya ona benzer büyüklükte bi' şeyler) taşıyan insanlardan nefret ederim.
Hiç ''ben hümanistim, çiçekler-böcekler-kelebekler dünya ne güzel-herkesi seviyorum'' ayakları yapmama gerek yok.
Bildiğin faşistim işte.
Aptal olan kimseye tahammülüm yok.
Salaklığa, gerzekliğe, zevzekliğe, boş beyinlere, gerizekalılığa -sıfır tolerans-lıyım.
Bu tip yaşam formlarının solunum yoluyla küresel ısınmaya katkıda bulunmak dışında hiç bir boka yaramadan ot gelip ot gittiklerine inanıyorum.
Evet, bu sınırlarda dolanıyorum. Düşüncelerim kötü müdür? tartışılır.
Kime göre? Neye göre?
Benim blog sayfam, benim görüşüm, bana göre hiç de kötü değil, hatta lokum gibi, mis.
Ekranda ağzını yaya yaya, zevzek zevzek konuşan birini gördüğümde böyle gırtlağını sıkıp ağzının ortasına ortasına çakma ihtiyacı hissettiğim çok olmuştur mesela.
Bu derece takıntılıyım.
Vahşiyim, değil mi? Evet.
Elimin tersine olan güvenim tamdır, korkak alıştırmam.
Şiddete hayır! diye pankart açanları destekler gibi görünsem de, içimden bi' yerlerden bu vahşi ses hep ''bazı istisnalar kalmalı!'' diye haykırır.
Mesela, kendini savunmaktan aciz bebeklere, çocuklara, hayvanlara işkence yapanları, çok yaşlı insanların güçsüzlüklerinden yararlananları -gerekirse- dövmek serbest olmalı kanımca.
''Ne farkımız kalır o zaman ondan?'' mı diyeceksin.
Sen farklı kal, peki-kabul... bana ver onları.
Ben eşeği suya göndereyim... başlayayım...
gelmez o eşek bi' daha geri, benden söylemesi.

Ben çok mu matah bi' şeyim?
Evet, öyleyim, mütevaziliğin lüzumu yok.
Düşünmeden, bakmadan, görmeden, incelemeden, ''bu doğru mudur? yanlış mıdır?'' demeden önüme koyulan her fikre, bana kabul etmem için dayatılan şeylere gözü kapalı '' tamamdır' demem.
Fazla ''farkında'' yaşamak can sıkıcı.
Bazen ''Bush dallamasından hallice'' bir beyne sahip olsaydım da, dünya pipime-ahiret topuma yaşayıp gitseydim dediğim oluyor elbette.
Ne kadar ''farkında''sın, o kadar beynin yoruluyor, ruhun daralıyor.
Konuyu getireceğim bir yer yok.
Daral geldi, söyledim.
İlle de bir yere bağlamam gerekecek ise elbette getirebilirim.
Muhakkak bulurum bir nokta nasılsa :)

Şimdi...
insanları tanıyıp-etmediğim için, takip te etmediğim için kişilikleri hakkında ahkam kesmem mümkün değil ama genel gördüklerimi anlatacağım.
Kendi farklılığının, yeteneğinin, yapabileceklerinin farkında olan insanlar zaten alınmıyorlar yazdıklarıma, en süper olay bu.
Bu yazıdan sonra yine kimse bana bikbikbik demesin.
Bak üzerine basa basa diyorum; tanımıyorum, buradan bakıldığında görüneni söyleyeceğim.

*Lou ile Skype üzerinden hem sohbet edip hem birbirimize yeni blog adresleri, web siteleri tavsiye ederken yolumuz bir kaç güzel sayfaya düştü.

*YavruSu'yu ziyaret ettik, pazar torbalarımızın bez olmasının gerekliliğinden, naylon poşeti hayatımızdan çıkarmamızın ne gibi getirileri olabileceğinden bahsettik.

*OİP'in kutukafasının şirinliğine, hatunun yeteneğine inancımızı pekiştirdik.

*Aylar önce hakkında iddiaya girdiğimiz ve haklı çıktığımız bi' hanım kızceğizimizin dedikodusunu yaptık.

*Yaşadığımız ortamda, günlük hayatta vücudumuzdan geçen binlerce-onbinlerce, hele hele İstanbul gibi büyük şehirlerde milyonlarca ''sinyal''in ilerde bize ne gibi zararları olabileceğinden bahsettik.
Düşünsenize, günlük hayatta sürekli bir dalga yayılımına, radyasyona, A dan tut, X-Y-Z ye dek tüm çeşitli ışınlar sürekli vücudumuzdan geçiyorlar.
Yakında ya kanatlarımız çıkacak... ya da görünmez adamlar normal olacak.
Telefon sinyal güçlendiricileri, wireless bağlantılar, peeeeeeeeeh, anten taksak totomuza ayna gibi diskavıri çenıl çekeriz, farkında değiliz bence.

*Blogmania'yı gördük, ''burası tekin değil'' dedik. Damat Ferit diye bir arkadaşın yazısını okuduk.
Hemen takibe aldım şahsen, bu devirde  doğruyu söyleyeni bulduğunda kaçırmayacaksın.
Arkadaş süper konu işlemiş, ders gibi, kitap gibi.
Ortadoğu ve Balkan'ların deşifre olduğu halde paravan arkasından karizma ve gizem yapan tek blog yazarı.

Sorarım size; Karagöz-Hacivat oynatılan perdenin arkasına bir kadın oturtup perdenin/paravanın önüne '' Havalı Deniz içerde/paravanın arkasında'' diye bir tabela koysan, bunun YAZAR (pabucumun yazarı!) olduğunu ve imza dağıtacağını söylesen ne kadar inandırıcı gelir sana?

Yazarların kemikleri sızım sızım sızlıyordur valla, mezarları dar geliyordur, dönüp duruyorlardır.
Hayatını yazmaya, edebiyata adayan ve bu yolda ömür harcayanların hiç de huzurlu uyuduğunu sanmıyorum.

Hadi eline her mikrofon alıp karga sesiyle kulağımıza tecavüze yeltenenler şarkıcılığı geç, ''sanatçı'' oldu... alıştık.
Podyumda her iki defileden birinde ''iş kazası'' yaşayan manken-model kızceğizlerimiz/oğlanceğizlerimiz artist oldular, ''sanatçı'' oldular, filmlerde, dizilerde boy gösterdiler... alıştık.
Ajdar denen bir  makine mühendisi çıkıp ''çikita muz'' dedi, bu bir şarkıdır dedi, ona bile alıştık.
''Ananı da al-git'' diyen başbakana bile alışan milletiz biz.
Bize sunulan, önümüze konulan her isme, her şeye alıştık.

Ama ''yazar'' ya.. yazar.
Elif Şafak'ta ''yazar'',  Balzac'ta ''yazar'', Coelho'da ''yazar'' Havalı Deniz muamelesine uğrayan kızceğizimiz de ''yazar''.
Fark ne?
Elbette gül ile bok böceği kadar farklılar birbirlerinden ama bu farkı bile hissetmeyen-bilmeyen fındık beyinliler nefes alıp verirken ve küresel ısınmayı desteklerken ( Hahaha, negzel bağladım gördün mü? Çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu tamam mı?) hepimizi aynı enayilik oranını reva görüp gözümüze gözümüze sokmuyorlar mı...
deli oluyorum!

İlk başlarda sırf desteklemek adına bu kitapları almaya yeltenen, siparişini veren BEN...  kendime '' az kalsın sen de küresel ısınmaya destek grubuna girecekmişmişsin bak, salak'' deyip kızıyorum.

Neyse, konuyu dağıttım. Ne yapalım, yazar değiliz, acemiliğimize verin :)
Damat Ferit'e gülümsedim. O bana gülümsedi mi bilmiyorum.
Yorumları okurken birilerinin - hem de tanındık-bilindik bir kaç ismin - bu Havalı Deniz'i çatır çatır savunduklarını, onu edebiyat dünyamıza!!!! kazandıran ama bu işe kesinlikle ve kesinlikle para amacıyla soyunmamış olan Cem Mumcu'nun ( bu noktada hakikaten gülüyorum, okuyorsan Cem kusura bakma, sen de ben de biliyoruz sonuçta amaç-araç-sonuç üçlemesini) avukatlıklarını yapanları gördüğümüzde garibimize gitti.

Lou'ya  ''Neden böyle Kara Murat benim! tarzında yazmış ki bu isimler?''dedim.
Demediysem de kesin yine içimden konuşup dedim saymışımdır. Son günlerimin hastalığı oldu bu.Ya söylemek istediklerimi söyledim sanıp içimden söylüyorum. Ya da apaçık konuşup söylemedim sayıyorum. Bunama böyle mi başlıyor acaba? Araştırmak gerek :)
Neyse biz okuduk, güldük geçtik.

Dün gece yine Lou ile geleneksel Skype dedikodu gecelerimizden birini gerçekleştirdik. (şu an yapmakta olduğumuz gibi, gördüğünüz üzere böyle de marifetliyizdir. Aynı anda 2-3 işi başarı ile sonuçlandırabiliriz, peh peh peh)
Bi' yerde bu havalı deniz kod adlı kızceğizimizin avukatlığını yapan, Cem Mumcu'nun,  havalı deniz kızceğizimiz üzerinden para kazandığını neredeyse kuran'a-kitaba el basarak inkar edecek olan kişilerin yakında kitaplarının çıkacağını! ( ayayay burada bayılacağım) okuduk ve kahkahayı bastık.
Anlaşılmıştı.
Olay çözülmüştü.
Mişın kompleytid bebeyim.
Birilerinin ortaya dökülüp neden böyle avukatlığa soyunduğunu anladık.
Bugün sana- yarın ona olabiler, garantiye almak lazım tabe totoyu, onlar da haklı.
O sırada o blogdan bu bloga zaplarkene :) geçgeç yaparkene, (hahaaayt! negzel nan bu TDK :)) yolumuz bi' bloga düştü.
baktık... baktık... başladık gülmeye.

Şimdi.... olay şu:
Bi' hanım kızceğizimiz...

''...bu blog olayı öyle bir hal aldı ki,kitap çıkaran çıkarana... Şimdiye kadar hiç bir blogcunun kitabını okumadım. Oyüzden bir fikrim yok nasıllar güzeller mi diye. Blogun kitaba donusmus hallerı mi onu bile bilmiyorum. Fakat benim takıldığım nokta,blogların blogluktan çıkmış olması,herkesin bir blogunun olması,herkesin birbirinin çakması olması.. Nerde çokluk orda bokluk misali.. 1 senedir blogcu olan ben,bu farkı çok net hissedebiliyorum. Kitapı duyan "lan blog da neymişkina?" oldular görüp beğenen "bende yapayım da ünlü olim yea,çok kolay" gibi bir tavra bürünüp blog açıyo. Benim bu takıntımdır.Hani bir şarkıyı siz bilirsiniz bir kaç arkadaşınız size özeldir,sonra o bi duyulur patlar,tiksinirsiniz bög gelir.Yada bir marka için öyledir.. Bunun gibi.Bloglarında cılkı çıkmaya başladı ve yelpaze çok genişledi. Ha bu yüzden blogu kapatıp gidecek değilim. Tea blogu acarken kapatıcam tarihi belirlemiştim.O tarih geldiğinde zaten kapatıcam...''

demiş.
Şimdi...  ilk olarak, adı üstünde nan, blog.
Utanmasa bir ben yazayım, başkası yazmasın diyecek.
Babasının malı mübarek, herkes birbirinin çakması !!! olmuşmuşmuş ve de muş.
Burada beş yıllık blog yazarları var.
Bir yılda ''bög'' gelmiş kızceğizimize, üzüldüm :) yazık.
Bi'de şu var, bırakıp gitsen ne yazar?
Ne dünya durur, ne millet arkandan ağlar.
Bu kızceğizimizi de görsünler ya da.
Elinden tutsunlar, yol-yordam göstersinler.
Kıskanmasın, üzülmesin, isyan etmesin.
Blog alemlerini kendinden mahrum etmesin :)

''İnsanların kendini bu kadar önemsemesini, önemli görmesine sinir oluyorum. Manyak mı bunlar? Sanki dünyanın sonu gelecek, zaman duracak sanıyorlar, nasıl bir egodur bu? 300-500 izleyici edinen kendini kral sayıyor, dünyaya kafa tutuyor hahahaha, hasta nan bunlar!'' dedi Lou.
Veya ben dediklerine tamamen kendi demek istediklerimi de ekledim, pireyi deve yaptım yani.
Hak verdim kuzuma :)

Bunu diyen, bu sözleri sarfeden hanım kızceğimizinin blog sayfasını açtığınızda sizi Yann Tiersen'in Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain albümü şarkıları karşılıyor :)
Hatırladınız mı?
Edi? :)
Bana 1 yıldan uzun zaman önce ''S.Ella, işyerinden giriyoruz bi' anda müzik başlıyor, çok iyi, çok hoş ta, kaldır müziği ne olur'' diyen arkadaşlarım... hatırladınız sanırım.
Ve... evet, herkesi birilerinin, birbirlerinin ''çakması'' olmakla itham eden bu arkadaşın profil fotosu ve blog sayfasını süsleyen 5-10 tane eşek nalı kadar fotoğraf kime ait dersiniz?
Audrey Tautou :)
Çakma değil yani kendisi.
Hayran diyelim biz ona kısaca :)
Sen kalk boy boy Audrey Tautou fotoğraflarıyla blogunu süsle.
Blog headerını bile hatunun fotoğraflarıyla donat.
Bloguna müzik linki yerleştir ve bağıra çağıra Amelie şarkılarını dinlet millete...
(Sevmediğimden değil, iş yerimde 2 ay sabahtan akşama dek sadece bu albümü dinlemişimdir, müthiş bir rahatlama ve konsantrasyon veriyor burası kesin, hatta bayılırım)
Sonra da kalk herkesi ''özenti'', ''çakma'' olmakla suçla.

Yok yeaaaa!
Pabucumun orjinali.

Tanımam-etmem.
Ama hani ''Küresel ısınmaya katkıda bulunmaktan başka  bir işlevleri yok'' demiştim ya.
Dileyen dilediğini yazsın.
(İzin verdim yani :) hahahaha)
Burası kimsenin malı değil.
Hiçbirşey kimsenin tekelinde değil.

Offff, bu kadar uzun lafın sopası;
Bu tiplere bir şans daha verilsin bence.
Çıktıkları yere geri girsinler.
Bi' daha denesinler.

Bu gönderiyi kelimenin tam anlamıyla süsleyen fotoğrafın anlamına da dikkat çekip, mesajımızı vermiş olduk böylece.
Hahahaha :)
Şaka nan! :)
Yazı sağlamdı, birilerinin salaklığını yüzlerine söylemek istedim.
Poz da ''vay be!'' olunca, gözünüz, gönlünüz açılsın dedim.

Herkese yazarlık kariyerinde, kitabında, blogunda, amaçladıklarına ulaşmak için seçtikleri yolda başarılar dilerim.
Üç günlük dünya, yaşayın-yaşatın, zevk alın.
Aklınızda yapamadığınız hiçbi' şey kalmasın.
Avukat olun, doktor olun, yazar olun.
Elinize yüzünüze bulaştırın, hatta sıçıp bırakmayın, sıvayın, tam olsun.
Hiç ''ben ne anlarım bundan-şundan?'' demeyin. Her boka  atlayın.
Her ''Hıyarım var!'' diyene elinizde tuzlukla koşun, hiçbi' şeyden geri kalmayın.

Kimsenin totosunu öpmeyin, el pençe divan durmayın dik durun nan!
Az omurgalı olun!

Herkes -gördüğünüz, an itibariyle ispatladığım üzere- kendi blog sayfasında atını koşturur, ''yeaaaa, koşturamazsın taaağaaam mı?'' diyen kepçük ağızlılara selam olsun.
O kişiler de koşturmuşlar atlarını ama kardeşim ben kırmızıdan nefret ederim deyip kırmızı başlıklı kız çıkarsan komik ya!
Hakikaten komik.
Az dengeli olun, ne bileyim dediğiniz-yaptığınız-giydiğiniz- yediğiniz bi' şeyiniz tutsun, tutarlılık olsun :)

Evet, bu saatten sonra artık yazmaya devam edersem saçmalanır.
Buralarda bi'yerde sonlandırmak gerekiyor gönderiyi.
Ama sonlandırmadan... buyurun, cılk cılk cılkını çıkarıyorum.
O kızceğizimiz demiş ya, cılkı çıkmış blog olaylarının.
Yelpaze genişlemiş şekerim :)
Hay o yelpaze...
Tey tey de tey tey!
Allam allam fındık mındık az akıl sür-ver o beyinlere yareppim.
Süpaneke, dinimiz,amin.

Hanimiş: link vermesine verirdim de üşendim.
Google diye bi'şey var,  kopyala-yapıştır bulursun bu bahsettiğim herkesi-herşeyi.
Öyle reklamını yapmayayım, aman bilmem ne olmasın derdim yok, bak ipucu verdim.
(içimden geldi: pabucumun yazarı, pabucumun Tautou'su... peeeeh!)

Görsel: Deviantart.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...