Disleksi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Disleksi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Taare Zameen Par / Like Stars on Earth / Yerdeki Yıldızlar



Yönetmen: Aamir Khan
Senaryo: Amole Gupte
Oyuncular: Darsheel Safary, Aamir Khan, Tanay Chheda, Sachet Engineer, Tisca Chopra, Vipin Sharma, Ayaan
Tür: Dram
Dili: Hintçe-İngilizce
Yapım yılı: 2007
Vizyon tarihi: 21.12. 2007
Süresi: 165 dakika
Aamir Khan Productions
PVR Pictures | UTV Motion Pictures | Walt Disney Studios Home Entertainment
IMDb puanı: 8.3
Benim notum: 7.0

Bu filmi tavsiye üzerine seyrettim.
Bir süre önce yaptığım gönderide ''Disleksi''den dert yanınca ''Tartışmalı Geyikler'' sayfasının sahibi Derya, bana bu filmi izlememi tavsiye etti. Sanırım aynı gün izlemiştim :)
Bu izlediğim ikinci Aamir Khan filmi oldu. İlki '3 İdiots' idi, henüz gönderisini yapmadım :)

Konusuna gelince;
Ishaan, sekiz yaşında ve yaşıtlarından ''farklı'' bir çocuktur.
Kelimeleri yazmak ve okumakta güçlük çeken Ishaan'ın bu durumu, öğretmenleri ve ailesi tarafından sadece tembellik olarak algılanmakta ve Ishaan; geri zekalı, kavgacı, beceriksiz ve asosyal bir çocuk olarak bilinmektedir.
Oysa Ishaan, bir tür öğrenme güçlüğü olan Disleksi'den muzdariptir.
Disleksik'tir ve daha da kötüsü, ailesi dahil etrafındaki hiç kimse bunun farkında değildir.
Ishaan, iç dünyası çok renkli, meraklı, dünyaya ve her şeye farklı gözlerle bakan ve resim yapmaya müthiş yeteneği olan bir çocuktur.
Okulunda, 3. sınıfta kalıp sınıf tekrarı yaparken, yine sınıfta kalma ihtimali ortaya çıkınca Ishaan, disleksik olduğunun farkında olmayan ailesi tarafından özel okula ''disiplin edilmesi'' amacıyla-bir nevi ceza olarak yatılı olarak gönderilir.
Ishaan'ın sosyal olmaması, öğrenme zorluğu, ailesi-öğretmenleri ve arkadaşları tarafından anlaşılmama durumuna bir de aileden ayrı olma ve yapayalnız kalmanın getirdiği duygusal travma eklenir.
Bir türlü alışamadığı-kabullenemediği , günden güne içine kapandığı yeni okuluna geçici olarak atanan resim öğretmeni ''Ram Shankar Nikumbh''un, Ishaan'ın durumunu farketmesiyle ve ona yardım etmeye başlamasıyla Ishaan'ın hayatı değişmeye başlar.

Bir kaç replik vermek istiyorum:
''Gerçek hayat acımasız, rekabete dayalı bir dünya. Herkes, çocuğu dereceye girsin, birinci olsun istiyor. Doktor, mühendis, yönetici... daha azı kabul edilemez. Tanrı aşkına bir düşünün; her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır. Ama yok öyle, herkes aynı yarışta, aynı şekilde yetişmeli. Beş parmağın beşi bile bir değil, isterseniz itip-çekin. Aynı hizaya getirmeyi deneyin. Parmaklarınız kırılır.''

''Solomon adalarında, yerli halk ormanın bir bölümünü tarımda kullanmak istediklerinde ağaçları kesmezlermiş. Onun yerine ağacın etrafını sarıp, bağırarak sövüp sayarlar, lanet okurlarmış. Bir kaç güne kalmadan ağacın yaprakları solar, kuruyup büzülür ve kendi kendine ölüp gidermiş.''

Keyifli seyirler.
(24 Haziran 2012)

Doktor bu ne? :)


Unutmak...
En ilginç özelliğim bu.
Kısa süreli hafızam neredeyse yok :)
Balıklar bana baksa ''Allaa şükür, bunun gibi değiliz'' derler. O derece vahim durumum :)
Bi' şeyi unutmamak istiyorsam 'öğrenmem' gerekir.
Mesela evde bi' yıldır ev telefonu var... sor bana numarasını? Bilmiyorum :)
Telefonuma kayıtlı, lazım olursa ararım ama ezbere bilmiyorum. Sevgilimin telefon numarasını ezberlemem yaklaşık 3 yılımı aldı :)

Herhangi bi' şeyi unutmamak istiyorsam hafızama kazımam gerekiyor.
Yeni bi' dil öğrenmek: işkence! Çünkü gördüğüm kelimeyi bağlayabileceğim hiçbi' şey yok.
Kendime özgü öğrenme teknikleri geliştirdim dolayısıyla.
Herkesten farklı şekilde öğreniyorum ve kalıcı olarak yerleştiriyorum hafızama.
Çok zaman alıyor ama buna değiyor.
Çünkü; öğrendiğimi asla unutmuyorum!

Gereksiz bulduğum hiçbi' şeyi hatırlamam mesela... mis! :)
Gereksiz insanların isimlerini, numaraları, bilgileri, gereksiz bir ayrıntıyı... hiçbirini hatırlamam.
Hatta, hatırlamamak istediğim olayları seçer-silerim.
Herkese-her yere- her olaya ait bi' dosya var sanki kafamda. Kullanmayacağım-fazlalık olduğuna inandığım hangi dosya ise, kaldırır-atarım.
O dosyaların izi kalıyor elbette, arada bi' ses, bi' bilgi çat diye geliyor aklıma... sonra düşünüp duruyorum: ''Bu anımsama nerdendi? kimdendi?'' Az zorlarsam resmen dosya kurtarma işine giriyor beynim, hatırlamak için o izi.
Yorgunluk :/
Kimbilir kaç yüz kere, erkek kardeşimi arayıp: bu nerdendi? diye sormuşumdur, bilmiyorum :)
Sağolsun... onda sistem farklı çalışıyor, her seferinde gerekli açıklamayı yapar, içimi rahatlatır.
Ama her anıma ortak değil ki o... elbette soramayacaklarım oluyor.

Sürekli bir düşünme halindeyim. Ne düşünüyorsun? sorusuna ''Hiiiiiç!'' cevabı verenlere hayranım.
Bana bu soru sorulduğunda arızaya bağlıyorum, çünkü o an kaç tane şey düşündüğümü ve bi' anlatmaya başlarsam kaç dakika alacağını bi' bilseler... :)

Benim için önemli olduğuna, unutmamaya değecek olduğuna inandığım her şeyi ise ''dosyalarım'.
Bu işimde de geçerli.
İşimi, rolümün sorumluluklarını ve gerekliliklerini öyle iyi/detaylı öğrenir ve kazırım ki beynime; işimle ilgili bir konuda konuşuyorsam eğer hata payım neredeyse yoktur.
Herhangi bir konuda konuşuyorsam; laf olsun diye konuşmam, atmam-tutmam.

Yan etkileri de var elbette :)
Mesela; yalan söyle-YE-mem :)
Bazen çok isterim ama yapamam :)
Unuturum çünkü!
Denedim, yüzüme-gözüme bulaştırdım, dersimi aldım :/
Bir konuda yalan söylesem, bir süre sonra biri o yalanım hakkında bir soru sorsa apışıp kalırım, rezil olurum :)
Bu sebeple doğruyu söylerim... ya da susarım. Doğru olanı kazımışımdır beynime çünkü. Sorsalar aynısını söyleyeceğimdir. Susuyorsam da, durumu kurtarmak adına yalan söyleyip sonra başıma gelebilecek rezilliği yaşamak istemediğim içindir.

Kitap okumayı severim mesela... okuduğum kitabı unuturum sonra :)
Çünkü, unutmak istemiyorsam, beynime kazımam gerekir. Kim uğraşacak yüzlerce kitabı hatırlamayla? Devreleri yakarım uğraşsam :)
O sebeple, okuduğum bi' kitabı, aradan bi' süre geçtiğinde aynı keyifle okuyabilirim :)
Okuduğu kitabı/karakterleri asla unutmayan, alıntılar yapabilen insanlara özenirim.

İşin en kötü yanı; çocukluğum ve ilk gençliğim neredeyse kayıp :/
O zamanlar bu dosyalama tekniğini bilmiyordum. Kazımamışım hiçbi' şeyi beynime :/
İlkokul öğretmenimi biliyorum. Babamla aynı isme sahip :) Aynı zamanda babamın da öğretmeni. Nikah şahidim bile oldu. Ama onu hafızama nasıl yerleştirmiştim dersiniz daha minnak bi' kızken?
İlk eşi intihar etmiş... tarım ilacı içerek. Ölmüş.
Bu hikayeye şahit olduğum anı dün gibi hatırlıyorum.
Kazınmış beynime, asla unutmadım.
İlkokul arkadaşlarım... sadece iki komşu kızımızın adını hatırlıyorum ve akrabamız olan bi' çocuğu.
Bi' de, annesi kahkül keserken kaşlarını kaldırıp-kahküllerine baktığı için, annesi de kaş hizasına göre kahkül kestiği için okula ertesi günü iki santim kahkülle gelen kızın adını hatırlıyorum :)
Onu da böyle yerleştirmişim beynime, farkında olmadan.
Benim öğrenme biçimim herkesi-her şeyi bir olaya/bir hikayeye bağlayarak hafızama yerleştirmek.

Ortaokul kayıp...
Yan komşumuzun kızı var aklımda; -daha önce bir gönderimde bahsetmiştim bu kızdan; Aysun- trampet takımında baş trampetçi olmak için finalist idik onunla.
O olay da dün gibi aklımda.
Bi' kızı hatırlıyorum: matematik öğretmenim babasının arkadaşı olduğu için, dönem ödevimizden bana 100 üzerinden 97, ona 100 vermişti; düpedüz haksızlıktı.
Sonra sevmedim o öğretmeni... hem de hiç! Matematikten nefret ettim. Hayatımın hesap-kitap-matematik kısmının kararmasına sebeptir kendisi.
Bir arkadaşımın sesi şahane idi. Sezen Aksu şarkıları söylerdi. Müzik dersinde öğretmenimiz ona şarkı söyletirdi.
Bana ilk kedi yavrumu -erkekti adı da Yumak idi- o vermişti.
Unutmadım.
Bi' de hep okul birinciliği için çekiştiğim çocuk. Sanırım benden hoşlanıyordu :)
Ben birinci olursam, o ikinci olurdu.
İkinci olduğum dönemlerde ise notlar aynı olduğu halde puanlamadan kaybetmişimdir.
Evet, ben ders çalışmayan ama okul birincisi olan bir inektim! :)
Gerisi? Bir kaç kişi/an/öğretmen dışında hepsi kayıp.

Hep 'Bi' acayip' idim.
İlkokula başlamadan okuma-yazmayı öğrenmişim.
Ki, bu beni diğer disleksiklerden ayıran en önemli özelliğim.
İlkokul 3. sınıfta, 5. sınıfların bilgi yarışmasına almışlardı beni, iki tane 5. sınıf arasında oturuyordum!
''Sorarlarsa, beşinci sınıfım diyeceksin'' demişlerdi... resmen hileye katılmışım! Bunu sonraları anladım. :)
Kazanmıştık o yarışmayı.
İlkokul son sınıfta iken, ortaokul son sınıf sınav sonuçlarını çözüyordum.
Ben hiç ders çalışmadım.
Derste dinler... hatta dinlemez, konuya kendimi kaptırır, öğretmenin anlattığı konuyu resmen yaşar, zil çaldığında defterimi kapatırdım. Sonra açıp bakmazdım çünkü yaşardım-kazırdım konuyu beynime-unutmazdım.
Herkese göre ''çok çalışkan''dım...çok zeki... çok bilmem ne.
Bi' allaaan kulu da çıkıp: 'Bu kız zeki olabilir, iki evin şımarığı olabilir ve hatta tatlı-deli olabilir ama bi' şeyler anormal... hiç kendi yaş seviyesinde olmadı.'' demez mi arkadaş ya?
Ne özel eğitim aldım, ne de teklif edilen sınıf atlamaları ailem tarafından onaylandı.
Paşa paşa okula gidip-gelip yıllarımı harcadım.

Üniversitedeyken de bu böyle idi; hatırlamam ki bi' derse üç gün üstüste devam edeyim...
Çalışmaya başladım.
Zamanı geldiğinde, ''tamam, gidip sınavların hepsini geçip-mezun olayım artık'' dedim ve bunu yaptım.
Vize/Final zamanı kantinde kızlar sabahlar/ineklerdi :)
Ben çay-kahve-kahkaha, resmen ortalığı sulandırırdım. Sözde ders çalışırdım.
Bi' kez okurdum... anlatılanı beynime grafiklerle kazırdım. Konuyu güncel bir olaya bağlardım ve bitirirdim öğrenme işini, gidip yatardım.

Dikkat ettimde.. konuyu en basite indirgeme işini hala yapıyorum.
Geçen gün, konferans görüşmede iken, Hollanda'dan bir şirket çalışanına:
''Olayı basitçe açıklayayım. Mesela diyelim ki,  bizim Carrefour zinciriyle anlaşmamız var. İmzaladığımız anlaşma ise ''sebze ve meyve alımı'' olarak imzalanmış. Ama siz Carrefour'a gidip, şampuan almak istediğinizde, bu imzalı anlaşma geçerliliğini kaybediyor/kullanamıyoruz...'' diye başlayan bir açıklama yaparken buldum kendimi.
Bu kadar mı basite indirgerim beynimde olayı be arkadaş?
Anlaşma dediğim-harcama dediğim olay öyle karışık ki aslında... ama ben olayı bi' meyve-sebze-şampuan örneğine indirgemişim... pes! :)

Bu konu çok uzadı, aldı başını gitti :)
Diyeceğim o ki;
Okuma-yazmayı/konuşmayı geç öğrenme, hantal olma/elleri konuşurken kullanamama, rahatlıkla empati kuramama, okurken başağrısı/mide bulantısı hissetme gibi bir kaç klasik belirti haricinde; tamam, öğrenme bozukluğu disleksiye dair tüm belirtileri taşıyorum.
Şu yazıyı bile baştan sona üç dört kez okuyup düzeltmem gerekti :/
Tüm harfler yine kaymış, cümleler tekrarlanmış... alıştım artık buna.
Disleksi, hem disgrafi, hem de discalculi'nin yanı sıra başka şeyler de var :/

Otuzumda, bana gecikmeli ''Disleksi'' teşhisini koyan doktor dahil, kimse ne olduğunu bulamıyor :(
Disleksinin yanısıra ne gibi bi' süper güce!!! sahipsem artık, bunu bilmek, diğer sorunumdan ayırmak, tedavi yoluna gitmek ve daha verimli/beyne hararet yaptırmayan türden hatırlama/öğrenme tekniği bulmak zorundayım. :)

Sizin de varsa ailenizde, çevrenizde biraz farklı davranan çocuklar, lütfen zekasına-dehasına verip ardını aramamazlık etmeyin.
''Benim yavrum zeka küpü, anasına çekmiş ne de olsa!'' larla olmuyor.
Yaşıtlarından üstün/geri/farklı olduğu herhangi bir durumda lütfen bir uzmana danışın.
Belki o zeka, özel tekniklerle daha da verimli hale getirilebilir ve çocuğunuzun yetenekli olduğu bambaşka bir alana doğru şekilde yönlendirilebilir.
Çok geç kalındığında, benim gibi; otuzundan sonra, daha fazla zaman kaybetmemek için kendini paralayıp duran birine dönüşebilir.
Belki de ben bambaşka bir alanda muhteşem işlere imza atacaktım? Kimbilir...
Gerçekten çok zor.
Peeeeef!!!
Doktor bu ne? :)

Görsel: Dyslexia by ~MijnHauteCoutuur
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...