İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Intouchables


Yönetmen: Olivier Nakache, Eric Toledano
Senaryo: Olivier Nakache, Eric Toledano
Oyuncular: François Cluzet, Omar Sy, Anne Le Ny, Audrey Fleurot
Tür: Dram, Komedi
Dili: Fransızca
Yapım yılı: 2011
Vizyon tarihi: 23.09.2011
Süresi: 112 dakika
Quad Productions | Gaumont | TF1 Films Production | Chaocorp
IMDb puanı: 8.6
Benim notum: 9.0

Boynundan aşağısı felçli-zengin ve aristokrat Philippe ile onun bakımını üstlenen fakir ve işsiz Driss'in kimi zaman kahkahadan, kimi zaman da hüzünden gözleri ıslatan hikayesi.
Filmin hikayesi gerçek hayattan alınmış olması ve filme konu olan kişilerin hala hayatta olmaları da ayrı güzel.

Çeviri yaparken saçmalamakta bu kadar arşa erilir; ''Can Dostum'' olarak çevirmişler ya bu filmi Türkçe'ye... ne denir bilemedim.
Tek olumsuz sözü de ettikten sonra diyeceklerim;
Çok beğenerek seyrettim. 
Uzun zamandır bana böyle keyif veren, bu kadar kahkaha attıran bir film seyretmemiştim.
Tarafsız kalamayacağım; izlemenizi tavsiye ederim :)


''Philippe: Söyle bana Driss, insanların neden sanatla ilgilendiğini düşünürsün?
Driss: Bilmem... iş için?
Philippe: Hayır, birinin ayrılırken ardında bıraktığı tek şey olduğu için.''


''Her zaman yarışları sevdim. Ekstrem sporları, hızı...
Daha hızlı, daha yüksek, yamaç paraşütü ile bunların hepsine sahiptim. Yükseklerdeydim, her şeyi görebiliyordum ve nefes alıyordum. Tüm dünyanın üzerine işeyecek kadar iyi olduğum inancıyla yükseldim.''


''Driss: Şunu dinle; dört bir yanı felçli birini nerede bulabilirsin?
Philippe: Nerede bulabilirsin... bilmiyorum.
Driss: Bıraktığın yerde.''


Ekşi sözlük'ten:

muhtemelen farkedilmeyecek ama farkedenler tarafından kesinlikle beğenilecek film. yüzümde, bazen kahkahalara dönen sürekli bir tebessümle izledim.
(hohhoyytt, 22.02.2012 13:58 ~ 14:07)

aslında çok dramatik, iç karartıcı, moral bozucu vs. olması gereken bir filmi nasıl bu kadar eğlenceli yapmışlar anlamadım. çoğu komedi filminden daha çok güldüm, neşem yerine geldi. öptüm yönetmenin ellerinden.
(want2die, 26.03.2012 03:22)


çok, nasıl desem, tatlı bir film. fransız tarzından normalde nefret ederim fakat filmin afişi bile "benim o tarzla alakam yok." diyor. film boyunca gülümsedim, çoğu sahnede güldüm, son sahnede ise baya bir duygulandım. insanı keyiflendiren bir film. mutsuzken izlenirse ruh hali değiştirebilir, öyle güzel.
(i am the wooden doors, 27.07.2012 13:38)


Keyifli seyirler :)

Taare Zameen Par / Like Stars on Earth / Yerdeki Yıldızlar



Yönetmen: Aamir Khan
Senaryo: Amole Gupte
Oyuncular: Darsheel Safary, Aamir Khan, Tanay Chheda, Sachet Engineer, Tisca Chopra, Vipin Sharma, Ayaan
Tür: Dram
Dili: Hintçe-İngilizce
Yapım yılı: 2007
Vizyon tarihi: 21.12. 2007
Süresi: 165 dakika
Aamir Khan Productions
PVR Pictures | UTV Motion Pictures | Walt Disney Studios Home Entertainment
IMDb puanı: 8.3
Benim notum: 7.0

Bu filmi tavsiye üzerine seyrettim.
Bir süre önce yaptığım gönderide ''Disleksi''den dert yanınca ''Tartışmalı Geyikler'' sayfasının sahibi Derya, bana bu filmi izlememi tavsiye etti. Sanırım aynı gün izlemiştim :)
Bu izlediğim ikinci Aamir Khan filmi oldu. İlki '3 İdiots' idi, henüz gönderisini yapmadım :)

Konusuna gelince;
Ishaan, sekiz yaşında ve yaşıtlarından ''farklı'' bir çocuktur.
Kelimeleri yazmak ve okumakta güçlük çeken Ishaan'ın bu durumu, öğretmenleri ve ailesi tarafından sadece tembellik olarak algılanmakta ve Ishaan; geri zekalı, kavgacı, beceriksiz ve asosyal bir çocuk olarak bilinmektedir.
Oysa Ishaan, bir tür öğrenme güçlüğü olan Disleksi'den muzdariptir.
Disleksik'tir ve daha da kötüsü, ailesi dahil etrafındaki hiç kimse bunun farkında değildir.
Ishaan, iç dünyası çok renkli, meraklı, dünyaya ve her şeye farklı gözlerle bakan ve resim yapmaya müthiş yeteneği olan bir çocuktur.
Okulunda, 3. sınıfta kalıp sınıf tekrarı yaparken, yine sınıfta kalma ihtimali ortaya çıkınca Ishaan, disleksik olduğunun farkında olmayan ailesi tarafından özel okula ''disiplin edilmesi'' amacıyla-bir nevi ceza olarak yatılı olarak gönderilir.
Ishaan'ın sosyal olmaması, öğrenme zorluğu, ailesi-öğretmenleri ve arkadaşları tarafından anlaşılmama durumuna bir de aileden ayrı olma ve yapayalnız kalmanın getirdiği duygusal travma eklenir.
Bir türlü alışamadığı-kabullenemediği , günden güne içine kapandığı yeni okuluna geçici olarak atanan resim öğretmeni ''Ram Shankar Nikumbh''un, Ishaan'ın durumunu farketmesiyle ve ona yardım etmeye başlamasıyla Ishaan'ın hayatı değişmeye başlar.

Bir kaç replik vermek istiyorum:
''Gerçek hayat acımasız, rekabete dayalı bir dünya. Herkes, çocuğu dereceye girsin, birinci olsun istiyor. Doktor, mühendis, yönetici... daha azı kabul edilemez. Tanrı aşkına bir düşünün; her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır. Ama yok öyle, herkes aynı yarışta, aynı şekilde yetişmeli. Beş parmağın beşi bile bir değil, isterseniz itip-çekin. Aynı hizaya getirmeyi deneyin. Parmaklarınız kırılır.''

''Solomon adalarında, yerli halk ormanın bir bölümünü tarımda kullanmak istediklerinde ağaçları kesmezlermiş. Onun yerine ağacın etrafını sarıp, bağırarak sövüp sayarlar, lanet okurlarmış. Bir kaç güne kalmadan ağacın yaprakları solar, kuruyup büzülür ve kendi kendine ölüp gidermiş.''

Keyifli seyirler.
(24 Haziran 2012)

Bir Ayrılık / A Separation / Jodaeiye Nader az Simin


Yönetmen: Asghar Farhadi
Senaryo: Asghar Farhadi
Oyuncular: Peyman Moadi, Leila Hatami, Sareh Bayat, Shahab Hosseini, Sarina Farhadi, Ali-Asghar Shahbazi, Kimia Hosseini
Tür: Dram
Dili: Farsça
Yapım yılı: 2011
Vizyon tarihi: 01.07.2011
Süresi: 123 dakika
Bağımsız film / Kişisel bütçe
IMDb puanı: 8.5
Benim notum: 8.5


Simin ve Nader evli bir çifttir ve Termeh adında 11 yaşında bir kızları vardır.
Simin, kızlarının daha iyi bir eğitim alıp, daha iyi bir şartlarda yetişmesi için İran'dan ayrılmak istemektedir. Bu amaçla, 18 ay uğraşarak nihayet onları İran'dan çıkaracak vizeye sahip olmuştur ve vize süresinin bitimine çok az bir süre kaldığı halde eşi -yani Nader- gitmemekte kararlıdır. Simin'in isterse gidebileceğini ama kendisinin yaşlı ve Alzheimer hastası babasını yalnız bırakamayacağını ve onunla gitmeyeceğini söyler.
Simin buna tepki olarak boşanma davası açar ve film tam bu noktadan, Simin ve Nader'in hakim karşısında savunmalarını yaptığı andan başlar.

Su gibi akıp giden film... beklediğimden çok daha iyi idi.
İslami toplum ve yaşam biçiminin en çarpıcı örneğinin sergilendiği İran'da, ahlak, inanç, toplum baskısı, gelenek, farklı sınıfların yaşam biçimleri ve ilişkilerine ayna tutan çarpıcı bir film.

Akademi Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Film' Oscar'ını kazandı.
Oscar hazırlığını, Berlin Uluslararası Film festivalinde, 'En İyi Film', 'En İyi Kadın Oyuncu' ve 'En İyi Erkek Oyuncu' ödüllerini alarak yaptı.
Aynı zamanda, Altın Ayı ödülünü alan ilk İran filmi olarak tarihe geçti.
Onlarca festivalde ödül alarak (sanırım yirmi küsur ödül) ayrı bir rekora imza attı.


İyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız taraf tutmadan, yargılamadan, olayları önümüze seren ve soru sormadan izleyeni seçim yapmaya, karar vermeye yönelten bir film.
Duru... diyaloglar, dış ortam, ev ortamları alabildiğince doğal.
Özellikle film konusunun derinliklerine girmeyeceğim ki, izlemeniz için bir sebep olsun.
Size, daha başlar başlamaz beni ekran karşısına çakan cümleleri verip, ekşi sözlük'ten de yazar görüşlerini alıntı yapacağım.
İzleyip-izlememe kararını buna göre verin.

Beni can evimden vuran diyalog:

Simin: Baban Alzheimer hastası ve onun oğlun olduğunun bile farkında değil!
Nader : Olsun, ben onun babam olduğunu biliyorum!


Ekşi Sözlük'ten:

film çok kalabalık, gürültülü ve bir o kadarda yalnız ve sessiz. hayatın içinden olması dolayısıyla hiç sıkılmadan sadeliğin verdigi ihtişamla izlenilebilir bir film. özellikle işsiz adamın rolüne hakim olması çok etkileyiciydi. o nasıl bir gerçekliktir, hayran olmamak elde değil. çok sevdim filmi.
(fu27, 22.12.2011 02:08)

hikayesi, adalet, sorumluluk, aile ve vicdan kavramlarının yarattığı çatışmalar üzerine kurulu olan, üzerine daha uzun uzun konuşulabilecek, etkisinden uzun süre çıkalamayacak, her izleyenin beynine yavru bir tilki hediye eden film. izleyin, izlettirin.
(basketbol topuna kundurayla vuran cocuk, 25.12.2011 21:44)

öyle çok ahım şahım bir sinema kültürüm yoktur, arada bir geceleri açarım daha önceden belirlediğim filmleri, hareket aksiyon aşk meşk felan yoksa, umduğumu bulamadıysam yarısında kapatırım yatar uyurum. bu filmde aksiyonu göremedim, aşk meşk desen, onu da göremedim, ama oturup sonuna kadar izledim. hakkaten, harika bir filmdi. neresinden bakarsan bak, her karesinde ikilemlerin olduğu bir filmdi. bir çocuğun annesi ile babası arasında kalmasını mı dersin, bir babanın babası ile karısının istekleri arasında kalmasını mı dersin, bir annenin kızı ile, hayalleri arasında kalmasını mı dersin, ya da ne bileyim, müslüman bir kadının para ile dini arasında kalması mı dersin. gerçek hayatı çok yalın ve objektif bir şekilde değerlendirmişler. ayrıca, hep ingilizce film izlemekten sıkılmıştım, arada arapça fransızca felan duymak da kulağımızın pasını alıyor sanırım.
(put in, 19.10.2011 03:26)

simdilik 21 odulu var. katildigi festivallerde aday olup kaybettigi tek dal olmamis. cannes galipleri drive ve bir zamanlar anadolu'da gibi iyi yapimlarin cok otesinde ve bence yilin en iyisi. kusursuz anlatim ve kurguya tanik olarak sinemasal citalarini yukseltmek istemeyenler izlememeli.
(nicomedian, 27.10.2011 15:11)

filmi izlemeye başladığım andan itibaren karakterler çarptı gözüme. o kadar iyilerdi ki! bir an oynamadıklarını ve bunun gerçek hayat olduğunu düşündüm. başından sonuna kadar; bakıp hayran olarak, düşünerek sonuna kadar izledim. sonra yazılar geldi ve ben hala izlemeye devam ettim. düşündüm, düşündüm...
son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden. kesinlikle izleyin...
(mithatakcay, 10.11.2011 15:26)

sürekli kimin tarafını tutacağımı şaşırdığım, diyaloglarıyla büyüleyen kusursuz bir film.
(sparkatus, 18.01.2012 17:40)

izleyiciyi yargıç koltuğuna daha ilk dakikadan oturtan, ama karakterleri yargılamasına, ahkam kesmesine asla izin vermeyen bir güzel film.
bütün karakterler öyle yükler taşımakta ki sırtlarında, birinden alıp diğerinin sırtına koyarak yükü, teraziyi dengeleyemiyorsun. öyle ki filmin sonunda termeh bile hangi kefeye konacağını, bunun getireceği yükle ne yapacağını soruyor, sorgulatıyor izleyiciye. cevabın hiç de mühim olmadığını düşündürerek...
film;din, ahlak, vicdan, hakikat ve dahası üzerine düşünmek, söyleşmek adına o kadar çok kapı aralıyor ki, aralanan kapıları iyice açmadan ya da kapatmadan daha fazlasını yazmak ne mümkün.
farhadi'nin seyirciye armağanı da; bu yüklerle kamburlaşmadan, onları hafifleterek, yola dik devam etmeli öğüdü sanki.
(placebo, 04.03.2012 01:43)

(24 Mayıs 2012/00:15)
İyi izlemeler ...

Görsel: Google Images

Bir Zamanlar Anadolu'da / Once Upon a Time in Anatolia



Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Senaryo: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Ercan Kesal
Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Ahmet Mümtaz Taylan, Fırat Tanış, Taner Birsel, Muhammet Uzuner
Tür: Dram | Psikolojik | Polisiye
Dili: Türkçe
Yapım yılı: 2011
Vizyon tarihi: 23 Eylül 2011
Süresi: 157 dakika
Zeyno Film | Fida Film | NBC Film
IMDb puanı: 8.3
Benim notum: 8



İçinde uzun soluklu diyaloglar, efektler, müzik barındırmadan da şahane filmler çekilebileceğinin, korku, gerilim, mutluluk hislerinin, arka planda müzik olmadan da yaşatılabileceğinin kanıtıdır Nuri Bilge Ceylan filmleri.
Ben severim.
Yine dupduru, şahane görsellerle bezenmiş, doğal akışında ve sade bi' film çekmiş.

Konusuna gelince:
Sorgusu sonucunda işlediği cinayeti itiraf etmiş ve cesedin yerini göstermeyi kabul etmiş olan Kenan'ın, cesedin yerini göstermek için ekip arabasına bindirilmesiyle başlayıp ertesi sabaha dek geçen 12 saatin anlatıldığı, oyunculukların muhteşem olduğu bi' film olmuş.
Gerçek hayattan bin bir detayın verildiği, yalakalık, iki yüzlülük, otorite, Anadolu insanının uyanıklığı ve saflığı, umut, çaresizlik gibi duyguların, bir bir, ders gibi, sessizce anlatıldığı bi' eser.
Şahsen, Ahmet Mümtaz Taylan'ın oyunculuğuna hayran biri olarak, filmi soluksuz izledim diyebilirim.
Film muhteşem mi? Hayır.
Ama gözü doyuruyor, bitişinde ''vay be!'' dedirten ve de sizi düşünmeye iten, aklınıza minik bi' bilmece bırakıyor.
Yine her şeyi izleyiciye bırakıyor yani...
Bir de, Nuri Bilge Ceylan'ın en fazla diyalog içeren filmi bu sanırım.

''İnsan yüzlerine ve de doğaya muhteşem bir bakış'' yazısıyla başlıyor fragmanı...


''Arap Ali: Bir zamanlar Anadolu'da, dersin... ücra bir yerde görev yaparken, işte böyle-böyle bir gece yaşamıştık dersin.
Anlatırsın yani, ne bileyim, masal gibi...''


''Doktor Cemal: Hani şairin dediği gibi; gene yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak.
Yorgun ruhumu, karanlık ve soğuk kuşatacak.''


''Komiser Naci: Herkes yaptığının cezasını çekiyor... çocuklarsa büyüklerin günahlarını.''


''Savcı Nusret: Ya doktor... bir insan, bir başkasını cezalandırmak için, hakikaten kendini öldürebilir mi doktor? Olabilir mi böyle bir şey... ha?
Doktor Cemal: Zaten intiharların çoğu, başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu Savcı bey?''

İyi seyirler.

Görsel: Google Images

A.R.O.G.



Yönetmen: Cem Yılmaz, Ali Taner Baltacı
Senaryo: Cem Yılmaz
Oyuncular: Cem Yılmaz, Ozan Güven, Nil Karaibrahimgil, Özge Özberk, Özkan Uğur, Hasan Kaçan, Zafer Alagöz
Tür: Komedi | Fantastik | Macera
Dili: Türkçe
Yapım yılı: 2008
Vizyon tarihi: 05 Aralık 2008
Süre: 128 dakika
UIP | Fida Film | Cem Yılmaz Fikir Sanat
IMDB puanı: 7.0
Benim notum: 6.5

G.O.R.A.'nın devam filmi olarak çekildiğini düşünenler varsa hemen vazgeçsinler.
Arif ile Ceku dünyada mutlu mesut yaşarlarken ve bebeklerini beklerlerken; Logar'ın ''af dilemek'' amacıyla Arif'i kafalayıp, onu zaman makinesi ile ''bi milyon yıl'' öncesine yollamasının hikayesidir.
Amacı ise Ceku'yu alıp G.O.R.A.'ya dönmek ve ''tahta'' oturmaktır.

Fırsatınız olduğunda seyredeceğiniz ama özellikle alıp-bulup seyretmek için de çabalamanızı gerektirmeyecek bir film olmuş diyebilirim.
Güldüm mü?
G.O.R.A.'da olduğu gibi kahkahalar atmasam da güldüren, gülümseten renkli diyaloglara sahip.
Zaten Arif başlıbaşına ekol :)

Ceku: Arif, acaba doğumu G.O.R.A.'da mı yapsam?
Arif: G.O.R.A.'da mı?
Ceku: Hı-hı.
Arif: Yani çocuğu G.O.R.A.'da dünyaya getirelim, ordan tekrar dünyaya mı getirelim?
Ceku: Bilmiyorum yani, sağlık açısından, teknolojik olarak... ne bileyim.
Arif: Aslında güzel bi' yandan; çifte pasaportu olur. Bi' de şimdi yani ''Kütük neresi?'' ''Kaladyon (Caladion) Galaksisi'' bi' başka, yani böyle olunca bi' başka tabi.

(Logar'ın elindeki boncuktan kuş ve Tiu'nun elindeki ev maketine bakarak)
Arif: Boncuk güzel ama ev dandik olmuş, söyleyeyim.

(Logar Arif'e)
Logar: Sevdiğimi elimden aldın, hapis yattım. Şimdi senin yerine geçip, prenses karınla G.O.R.A.'ya gidip tahta oturacam.
Arif: Tahta mı?
Logar: Tahta tabi! zoruna mı gitti? Ateş, toprak, su, tahta!
Tiu: hava olmasın?
Logar+Tiu: Hahahahaha :)

(Arif, dinazorla burun burunayken)
Arif: Senin tillahını bilgisayarla yapıyorlar lan!
Piksel piksel ederim seni! Benim adım Arif!

(Kaya oğlu Taso'ya sanatçı olmasını engellemek amacıyla)
Kaya: Yalan! Yalan söylüyorsun!
Anlamazlar! Üzerler seni, berduş olursun! Acından ölürsün!
Sanatçı olma, savaşçı ol!
Ezilme, ez!

(Arif kuleye tırmanırken zorlandığında)
Arif: Bi' tana sessiz attım ama herhalde kokusu oraya gitmez.

(Arif, Taso kendine yaptığı duvar resimlerini ve tahtadan gülen surat-ağlayan surat maskelerini gösterdiğinde)
Arif: Yalnız bunların altına imzanı at oğlum, ansiklopedilerde bunlar hep anonim diye geçiyor, kerizlik etme. Şuraya da bir ''Arif'' attırayım (Mağara resminin altına imzasını atar Arif diye)
Taso: Abi n'apıyosun ya?
Arif:Adını yazacan oğlum! Ne?
(Maskları görür)
Bunlar güzel, maskları kaçtan veriyon?
Taso: Verme falan yok abi, kendime yapıyorum. Yalnız gizlidir, babam duymasın.
Arif: Sanat baban için mi oğlum? Sanat toplum için. Ne gizli olacak?
Taso: Anlamazlar ki.
(Gülen-aplayan surata yakın figürdeki maskları göstererek)
Arif: Bak, bunu az gülücüklü yap, bunu ağlayan yap.
Taso: Bu gülüyo bak.
Arif: Baskıcı toplumda bu kadar gülüyo işte.

(A.R.O.G. halkını çevresinde toplamış vaaz verirken)
Arif: Arkadaşlar,
Ama içimizdeki o cevheri çıkarırsak;
bir haftada ortaçağ,
onbeş günde yeniçağ,
yemin ediyorum bir aya kalmaz Fransız devrimine kadar götürürüz biz bu işi!

Arif mağara duvarına resim yerine yazı yazar;
DUANLA YAŞAMADIM Kİ, BEDDUANLA ÖLEYİM.
ARİF

Arif: Futbolun resmini çizebilir misin Abidin? Çizerim.

Keyifli seyirler :)

Görsel: Google Images

G.O.R.A.


Yönetmen: Ömer Faruk Sorak
Senaryo: Cem Yılmaz
Oyuncular: Cem Yılmaz, Ozan Güven, Rasim Öztekin, Özge Özberk, Şafak Sezer, Özkan Uğur, Erdal Tosun, Cezmi Baskın, İdil Fırat, Engin Günaydın
Tür: Komedi | Bilim Kurgu
Dili: Türkçe
Yapım yılı: 2004
Vizyon tarihi: 12.11.2004
Süresi: 127 dakika
BKM Film | Böcek Yapım
IMDb puanı: 7.4
Benim notum: 8

Aradan geçen onca yıla rağmen hala güldürmeyi-gülümsetmeyi başarabilen, dillere pelesenk olan birbirinden renkli diyalogları barındıran ''Bir Uzay Filmi''

Halı ve hediyelik eşya dükkanı sahibi ''uyanık'' satıcı Arif'in sırf para kazanabilmek uğruna, UFO konusuyla ilgilenen birine satmaya çalıştığı sahte fotoğraflarla başlayan ve uzaylılar tarafından kaçırılmasıyla devam eden hikayesi.

Dilimize;
UFO gören masum köylü,
Ateş-su-toprak-tahta,
Götünüzden element uydurmayın!
vb. bir çok tü-kaka cümleyi bırakıp geçmiştir :)

Editör: (Elindeki, Arif'in ona kakalamaya çalıştığı sahte UFO'lu resimlere büyüteçle baktıktan sonra)Bu resimler feyk.
Arif: Neyk?
Editör: Feyk ulan feyk, yani sahte, bak burda eşek kadar ''Kütahya Porselen'' yazıyor.
Arif: Ee, bunu Kütahyada çektim ben, ne var bunda?

''Seçilmiş adam nedir ya? Dükkanı bırakıp gelmişim zaten.''

''Arif: Devlet dairesine çevirdiniz ha, ordan oraya ordan oraya. Oturuyor muyuz, ayakta mı?
Uzaylılar: Otur! - Otur!
Arif: Peki oturdum.
Uzaylılar: Anlat! Anlat!
Arif: Peki anlatayım;
Malı Arap Faik'ten alıyorduk, Karagümrük'te yükleme yapılıyordu.
Adana'ya kadar da ben kullanıyordum kamyonu.''
Uzaylılar: Ne diyosun??!!!!
Arif: Esas sen ne diyosun kardeşim? Sen kaçırdın sen anlatıcan, ben dinleyecem, kafamda bin tane şey var zaten.
Uzaylılar: Agresif! - Agresif!''

''Arif: Bu gül bana mı canım?
Amerikalı: Sana canım.
Arif: Nedir amacımız bunu göndermekle, uzaylılara karşı bi sinerji yaratalım, dostluk olsun mu?
Amerikalı: Kızma canııım, gel otur şöyle. (Dizini göstererek)
Arif: (Sinirli) Sen ne havalı şeysin lan, Cosby show. Amerikalıların bir lafı vardır bildin mi?
Amerikalı: Neymiş o?
Arif: Fuck You!''
(Karambolde duyulan tek şey; ırkçılık yapmayın lan, ırkçılık yapmayın!)

Arif: Ya bi'şey sorucam, senin yüzüne ne oldu ya?
Rendroy: N'ooooolmuş?
Arif: He işte onu diyorum n'olmuş,?

''Arif: Kafanızı kullansaydınız o taşların doğada bulunan dört elementi simgelediğini anlardınız; Ateş-Su-Toprak-Tahta.
Logar: Tahta mı? Hava olmasın?
Arif: Kardeşim doğada bulunan diyoruz!
(Tahta açılmayınca)
Arif: hava evet biri ordan hava dediydi... Ne tahtası lan, götünüzden element uydurmayın!''

''Get up, stand up, don't give up the fight!''

''Bob Marley Faruk: Belki osurmaya programlanmıştır''

''Garavel: İçindekini çıkarıcaz Arif, sende olanı sana koyucaz.
Arif: Hocam böyle manalı laflar ayıp olmuyor mu?''

''Garavel: Daha önce ka-fa 1500 kullandın mı?
Arif: Yani, yalan olmasın, hayır.''

''216: Arif!
Arif: He?
216: Yine eyvah!''

''Amerikan sineması sözüm sana; yıllarca uzaylıyı başka tanıttın, onu bir öcü gibi gösterdin ama unutma, uzaylı da olsa insan insandır.''

Görsel: Google Images
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...