Polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sittirella, Polonya'dan bildiriyor.


En nihayet sıcak hava yüzü görebildik, üç gün süreyle-kesintisiz :)
''Üfffff! çok sıcak!'' filan diyebiliyoruz :)
Biliyorum, siz orada eriyip-tükenmekle meşgulsünüz ama yılda bir iki hafta da olsa güneşin kavurduğu yaz yaşamak bizim de hakkımız.

Onca soğuğun-yağmurun-rüzgarın artından bir kaç gün güneş görünce ne yaptılar dersiniz?
Şehrin göbeğine, hem de tam merkezine kocaman plaj yaptılar. Yanına da havuz yaptılar ki yürüyebilelim :)
Çok da iyi ettiler kanımca, ben bayıldım-bittim açıkçası şehir merkezinde plajda yürümeye :)

Şimdi bunları yazıyorum ya, gönderi bitince gidip bi' güzel duş alacağım.
Tiril tiril yazlıklarımı giyeceğim. Ayağıma şıpıdık terliklerimi geçireceğim ve tutacağım sevgilimin elini, dooooğru plaja gideceğim! :)
Akşam yemeğini orada yiyeceğiz ve bir iki saat kitap okuyacağız şezlonglarda...
Ardından yine plajın yanına kurulmuş olan dev (ama hakkaten deeeeeev) ekranda, açık hava sineması tadıyla ''The Intouchables''ı seyredeceğiz.
Bu filmi çok istememe rağmen seyredememiş olmamın bi' sebebi varmış meğersem.
Ha bugün seyredeceğim-ha yarın seyredeceğim derken kısmette açıkhava sinemasında seyretmek varmış :)


Gazoz içip patlamış mısır yiyeceğim seyrederken ^^
Bugün için planımız bu.
Yarın da ''Horizon Film Festival''i fırsat bilip sinemaya gideceğiz :)

Tarihe not düşmek açısından:
31 Ağustos Cuma akşamını 1 Eylül Cumartesi'ye bağlayan gece saat 22:00'de sinemaya kapanacağız. Ertesi sabah saat 10:00'a dek Yüzüklerin Efendisi'ne doyacağız. Film maratonuna katılıyoruz!
The Lord of the Rings serisinin üç filmini birden, peşpeşe, herkese görmek nasip olmayan yönetmen versiyonları ile izleyeceğiz :)


Çok mutluyum! Çok mutluyuz!
Uzun zamandır The Lord of the Rings maratonu yapma fikri vardı aklımızda, sadece uygun-rahatsız edilmeyeceğimiz- işimizin veya planımızın olmadığı bi' hafta sonunu kolluyorduk.
Keşke başka bi' şey dileseymişiz diyorum bazen :)
Hem erken rezervasyon dolayısıyla 10% indirim de aldık biletlerimize, oh mis! :)
Şimdi nasıl bi' çanta hazırlamamız gerektiğini, ne yiyeceğimizi, ne içeceğimizi, yeni termos almayı filan planlıyoruz :) Bol bol not almayı ve fırsat bulabilirsem bi' kaç kare fotoğraf çekip -izlerken aklıma bile gelmez herhalde, maraton girişinde/çıkışında tabisi de- daha sonra burada paylaşmayı planlıyorum :)

Böyleyken böyle işte :)
En güzelinden bir hafta sonu diliyorum.
Bol gülücüklü... :)

Görseller: Google Images

Şehir huzur kokarsa...

Çok seviyorum yaşadığım şehri.
Her köşesi ayrı huzur, ayrı gülücük konduruyor yüzüme.
Burada hayat huzur dolu akıyor sanki... hiç acelesi yok gibi.
Fotoğraflar da bunu anlatmıyor mu zaten?

by Alicja Kuczek

by Piotr Lutowski

by Rafał Wojdat

by Marcin Sieniuć

by Marcin Sieniuć

by Tomasz Tyczkowski

by Agnieszka Pawłowska

Odra Nehri'nde Tekne Gezintisi

Üzerinden neredeyse yıl geçti, ben hala paylaşamadım :)
17 Temmuz 2011'de yaptığımız tekne gezimizden bahsediyorum.
Bizim için çok güzel ve huzurlu bi' gün olmuştu...

Boat

Boat Trip 1

Boat Trip 2

Boat Trip 3

Boat Trip 4

Boat Trip 5

Boat Trip 6

Boat Trip 8

Boat Trip 10

Boat Trip 9

Boat Trip 11

Boat Trip 7

Boat Trip 13

Boat Trip 14

Boat Trip 12

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Aslında mutluluk...

ay ışığından bile yansır yüzümüze... görebilene.


'WrocLove' grubunun 'Kriss Lech' isimli bir üyesi çekmiş fotoğrafı, büyülendim.
Ve hemen sizinle paylaşmak istedim.

Zaten mutluluklar paylaşılınca güzel değil midir?

Mutlu geceler :)

Görsel: Google Images

Mezarlık...

Herkes, huzurla uyumasını ister kaybettiklerinin...
Sevgilim ''burada çok eski, çok köklü Yahudi ailelerinin mezarlığı var, görmek ister misin?'' deyince soluğu Wroclaw-Mezarlık Müzesi'nde aldık. 
Eski ve biraz bakımsız; çok sessiz, çok yalnız...
Benim aklımı başımdan alacak derecede güzel ve ilginç değildi ama gittiğimize değdi.
Onca koruyucu spreye rağmen bi' kaç sivrisinek tarafından tadıma da bakıldı :)
Buyurun size tarihi Yahudi mezarlığı;


Jewish Cemetery

Jewish Cemetery I

Jewish Cemetery II

Jewish Cemetery III

Jewish Cemetery IV

Jewish Cemetery V

Jewish Cemetery VI

Jewish Cemetery VII

Jewish Cemetery VIII

Jewish Cemetery IX

Jewish Cemetery X

Jewish Cemetery XI

Jewish Cemetery XII

Jewish Cemetery XIII

Jewish Cemetery X IV

Zevkli insanlarmış vesselam, huzurla uyusunlar.

Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka

Te allam yareppim!


Bir iş arkadaşım bana şu soruyu sordu:
''Sittirella, Türkiye'de çay bedavaymış doğru mu? Herkes istediği an, istediği yerde çay içebiliyormuş.
İnsanlar yorulduklarında falan böyle herhangi bir yere oturup sağda solda sürekli bulunan çeşme gibi bir yerlerden!!! çay doldurup içiyorlarmış.''
Nerden çıktı bu? dedim.
Bir arkadaşı Türkiye'den yeni dönmüş, ona da ''süper ülke, çay bile bedava, sokaklarda dağıtıyorlar'' demiş :)

Bir an durdum, aklıma Lou'nun söylediği Rizeliler bilmemnesinden dolayı İstiklal caddesi dolaylarında bedava dağıtılan çaylar geldi :) Sanırım o olaya denk gelip bol bol içmiş.

''Heryerde inanılmaz ucuza en kaliteli çayı bulabilirsin. Dilediğince içebilirsin. Bir çok yerde ''ikram'' edildiği için bedava olduğunu düşünmüştür arkadaşın ama genelde gerçekten ucuzdur'' dedim.
Teşekkür etti, muhakkak Türkiye'ye gideceğini söyledi, ''ne güzel adetleriniz var sizin,  hayranım bu sıcaklığınıza'' dedi, gitti.

Başladım düşünmeye. Gerçekten de böyle mi?
Beyin otomatikman kıyaslama yapmaya başlıyor bu gibi durumlarda.
Alışverişlerimizi düşündüm ilk ''ikram'' deyince.
Bizde girersin bi' tükkana :) ''Ablacım ne içersin?'' dir ilk soru.
(Ablacım derken... abla olmuşsuz nan.. na. nannnnn.. yoksa????)
Burada elbette böyle birşey yok.

Mesela pazarlık vardır bizde.
İlla 3 aşağı 335 yukarı farklı fiyata almamız gerekir yoksa millet olarak kazıklandığımızı hissetme hastalığına yakalanırız. Fiyatı 3 kuruş aşağıya çektiğimizde de dünyayı kurtarmış kahraman edasıyla kasılırız... e-be salak, neden kasılıyorsun? Adam zaten 5 Liralık malın fiyatını 10 Lira deyip 8'e sana kakalamış işte, sen hala 10 dedi de, ben 8'e aldım, çok karlı bir alışveriş oldu de.
Te allam yareppim.
Ama pazarlık bile etmesi güzeldir memleketimde.
Burada ne pazarlığı, fiyat 9.56 mı? Cebinde 9.55 olsun, alamazsın.
1 kuruş için, evet tam 1 kuruş için satmaz sana.
Ticari zeka sıfır adamlarda (şahsi görüşüm).

Suratlarından düşen de binparçadır ayrıca. 
Satış elemanlarını özellikle en suratsızlarından seçtiklerini düşünüyorum ben.
İş ilanında belki de temel şarttır : ''Suratından düşen binbir parça olacak derecede meymenetsiz olmak'' da ben hala sökemediğim için Lehçe'nin inceliklerini, gözümden kaçmıştır.
Bizde otuziki dişi göstermeyen satış işine alınmaz, bunlarda sırıtana ceza vericekler, o derece.
Bir de bizde ne vardır? Cumartesi-Pazar ailecek ne yaparız?
Alışveriş elbette! Saatlerce dolaşılır-edilir. Evin eksik-gedik nesi varsa alınır.
Burada Cumartesi günü heryer 14:00 bilemedin 15:00'e dek açık.
Çalışıyorsan çalışıyorsun, tek boş günün haftasonuymuş, kime ne?
Sabahın köründe kalktın-gittin alışverişini yaptın yaptın, yapmadın taaaa, Pazartesi'yi beklemek zorundasın.
Pazar günü açık ''tükkan'' bulmak lotoyu tutturmakla eş değer şansa sahip olmanı gerektirir.
Kazara ekmek falan almadıysan en geç Cumartesi sabahtan, taaa bilmemnerdeki açık alışveriş merkezine gideceksin veya tüm yemekleri restoranda yiyeceksin :)
Sonra yok efendim ekonomi kötü, para kazanamıyoruz, bilmem ne.
Hem en çok kara geçilecek günlerde dükkanı açma, hem satıcıları en suratsızından seç, hem pazarlık yaptırma sonra da iç kuruşluk naylon poşetlerden kara geçmeye çalış!
Oturup ağlarsın işte böyle!
Oh olsun size, pis herifler, tü-kaka herifler!
Bak kızdım şimdi.
Poşet dedim. Bildiğimiz naylon poşetler var ya, hani annelerimizin market alışverişine gittiğinde muhakka 5-10 tane sağa sola sıkıştırdığı, çöp torbası yapmak amacı ilen kasada ödeme yaparken ''kalk gidelim'' dediği, bildiğin naylon incecik poşet..... burada parayla.
Gitmişsin alışveriş merkezine doldurmuşsun 1 araba eşya.
En az 3-4 büyük boy poşet gerekli taşımana.
Yanında alışveriş torbası getirmediysen kazara, unuttuysan yandın.
Ciddi ciddi tane hesabı para ödeyip bir de torba satın almak zorundasın.
(Bizim bez torbalarımız var, kullanmıyoruz naylon-plastik poşet, o ayrı mesele)

Allah baba akıl-mantık dağıtırken bu Polonya milleti yine kesin içiyormuş bi'yerlerde, kaçırmışlar, sona kalmışlar.
Öyle mantıksız ki bir çok şey, şaka gibi geliyor.
Başka bir örnek vereyim:
Balkon.
Bildiğimiz balkon.
Oturup çay-kahve-yaz geceleri tadını çıkardığımız, çamaşırımızı kuruttuğumuz caaanım balkonlar.
Balkonu yıkayamazsın çünkü ''gider'' yok.
Şöyle iki kova su döküp, tozunu temizleyeceğin, minderini atıp yayılacağın balkonlarda  suyun gidebileceği hiç bir yer yok.
Sileceksin :)

Hadi bunu da geçtim... mesela.. ummm:
Mutfak.
Adam ev yapmış, ama ev ki ev.
Sanırsın saray yavrusu.
Dört dörtlük donatmış evi.
Bakıyorsun için gidiyor... o derece.
Alacaksın veya kiralayacaksın diyelim.
Mutfağa giriyorsun... birşeylerin ters olduğunu hissediyorsun ama ilk anda göremiyorsun.
Sonra aklın başına bir geliyor, aneaaaam, aspiratör yok nan ocağın üstünde!
Davlumbaz neyin yani.
Parası neyse öde-al durumu da söz konusu değil çünkü satın almayı bırak takılabilecek, yemek buharının çıkacağı gideceği hiç bir yer planlanmamış mutfakta.
Pişireceksin yemeğini o caaaanım mutfakta ama kokusu-buharı-yağı tüm eve yayılacak.
Böyle kafasızlık olur mu allasen?

Bir bunlarla kalsa yine iyi-güzel hoş.
Mesela internet veya ne bileyim telefon aboneliği.
Gidiyorsun telefon numarası veya internet bağlantısı satın alacaksın.
Buyurun şu-şu-şu tarifelerimiz var.
Buraya kadar normal ama hemen anormallik başlıyor :
Bu tarifeyi seçersen 24 ay, bunu seçersen 30 ay... bunu seçersen bilmem kaç yüz ay aynı ücreti ödeyeceksin.
Eeee, değiştirmek istersem?
O zaman ceza ödüyorsun 12 aylık peşin tarife parası kadar ve değiştirebiliyorsun.
Eee, ben yurt dışına çıktım mesela veya ne bileyim, adresimi değiştiriyorum, taşınıyorum vs... tarifemi muhakkak değiştirmem gerekiyor.
Ya da hattı kapatmam gerekiyor.
Yok, seçtin mi son güne dek o parayı ödemek zorundasın.
Hadi buna razı olduk diyelim, internetinle sorun yaşıyorsun arıyorsun adamları, hafta içi saat 08:00-17:00 çalışıyor adamlar.
Senle aynı zamanlarda :D
Eee, sen evdeylen bir arızan oldu, haftasonu bir yardım-destek ihtiyaç duydun. Yok kardeşim, söyle bilgisayarına-telefonuna arıza çıkaracaksa hafta içi 8-17 arası çıkarsın yoksa yok bakım-makım-yardım.

İçim daraldı :/
Ben memleketimi özledim.
Şu Tayyeap bi' çektirsin gitsin, döneceğim memleketime.
Varsın ttnet'e küfre devam edeyim.
Varsın balkonumu yıkarken alt komşunun çamaşırlarına -kazara- kirli su sıçratayım, azarı yiyeyim.
Varsın pazarlık yapacağım derken kazığı yiyip üj-bej gün salaklığıma yanayım.
Ama insanımla olayım, dilimi konuşayım.
Buruk bitmesin bu yazı.
Hemen size ofisimde hergün yüzümü güldüren bi' komikatür ile sonlandırayım.
Hepinize şapşahane bir haftasonu dilerim, en gülümseteninden, en iç açıcısından.




Sanat yaşam içindir: Yaşayan heykeller

Merhabalar,
Sıcağı sıcağına, dün yaptığımız gezintide karşılaştığımız iki sanatçının fotoğraflarını paylaşmak istedim.
İlkini gördüğümde yanından geçerken heykel sandım.
Hatta '' Ne güzel yapmışlar, gerçek gibi'' derken yavaşça kıpırdayıp duruşunu değiştirdiğini gördüm.
İnanılmazdı. İlk kez bu kadar yakından ve gerçekten işinin ehli bi' sanatçıyla karşılaştım.
Şimdi diyeceksiniz ki ''İşinin ehli olup olmadığına nasıl karar verdin?''
Biri taş, heykel...
Diğeri düğünlerde ortada çakkıdı çakkıdı göbek atan tipler gibi, konuşuyor bi' de :)

Umarım beğenirsiniz.

Bu işinin ehli :)











Bu da acemi :)







Görsel: Sahibinin sesi - Sittirella marka
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...