Kedi Kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kedi Kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yoda: The Çapulcu

Bir aydır, ''yazacağım, yazacağım'' diyorum, araya bundan çok daha önemli bir sürü olay ve bir yolculuk girince yazamadım bir türlü.
Bizim Bal kıza kardeş aldık; Yoda: The Çapulcu! :)

(30 Mayıs: Bal kızımla ilk göz göze geldiği an çekildi bu poz)

Daha önce de söylemiştim; Polonya'da evcil hayvan bulmak zordur.
Sokaklarda sahipsiz hayvan bulamazsınız. barınaklarda ise gerçekten şanslıysanız belki bulabilirsiniz.
Bal'ıma arkadaş aramaya başladığımızda önce barınağa sorduk. en küçüğü iki yaşından başlayıp on üç yaşına dek çıkan altı kedi vardı ellerinde. Bal'ımla anlaşabilmesi için yavru kedinin daha uygun olacağını düşündüğümüz için internet sitelerine bakmaya başladık.
Bal'ımı bulduğumuz internet sitesinde gördük ''satılık yavru kedi'' ilanını. Cici bir fotoğraf eşliğinde British Longhair cinsi-dişi bir yavru kedinin çok uygun fiyata satılık olduğu yazıyordu ilanda.
Aradık öğrendik yavru kedinin hikayesini; 1.5 aylıkken almışlar annesinin yanından!!! bir hevesle ama evdeki (French Bulldog)  köpekleri kabullenememiş bu bebeği, her fırsatta saldırıyormuş, diken üstünde yaşamaya başlamışlar. On gün dayanmışlar, evdeki durum değişmeyince aldıkları fiyatın altına satmaya karar vermişler.
Ne annesine doyabilmiş kuzucuk, ne de anne sütüne...yürek acısı.
Mümkünse yavruyu görmek istediğimizi söyledik, ''siz adresi verin, biz geliriz'' dediler.
''Sanırım yaşayacağı ortamı görmek istiyorlar'' deyip, bunun hoş bir davranış olduğunu düşünmüştük.
Berbat bir taşıma kafesinde getirdiler. Minicik, karman çorman tüylü, az kirli bir şeydi.
Üstelik ilandaki fotoğrafla yakından-uzaktan alakası yoktu. Başka bir kedinin fotoğrafını kullanmışlar ilanda.
Çok sinir bozucu bir durum olmasına rağmen ses çıkarmadık. Getiren adam tek kelime konuşmadı bizimle desem yeridir. Ağzından kerpetenle laf aldık resmen. Sorularımıza havada kalan cevaplar verdi. Hep ''parasını verin de bırakıp gideyim'' tavrı vardı üzerinde. Çok ama çok gergin bir görüşmeydi.
Bir de, Bal'ım ile karşı karşıya getirdiğimizde kamburunu çıkarıp, yanlamasına dönüp saçma sapan-tehditkar tıslamalar ve başka sesler çıkarmadı mı bu zibidi: dedik olmayacak bu iş :/
Bal'ım da hoşlanmadı. Tısladı, çok tedirgin hareketlerle bakışlarını buna kitledi.
Baktık kediler arasında inanılmaz gerilim, adam zaten konuşmuyor, çok elektrikli bir ortam var odada; adama ''biz biraz düşünelim'' dedik.
Adam bunu taşıma çantası kılıklı şeye geri koydu ve götürdü.

İlk gece düşündük-taşındık, bol bol konuştuk sevgilimle.
Yavru ahım şahım bir şey değildi. Hele hele benim Bal'ımı gördüğüm an aşık olduğumu düşününce bu yavruya ilk bakışta aşık olmamam moralimi bozmuştu. Adamın tavırları ve yavru hakkında çok detaylı bilgi alamamış olmam da ayrı bir moral bozukluğu olmuştu benim için.
Sevgilim benden daha ılımlıydı. ''O köpek yer bu kuzucuğu, alıp kurtaralım mı o tipsizi?'' dedi.
İçim acıdı o bakımsız, ilgisiz, sevgi arsızı hallerini hatırlayınca...kucağımda miv!miv! zırlamaları aklıma geldi.
''Alalım'' dedim :)
Aradık adamı, alacağımızı söyledik. Ertesi gün -31 Mayıs-Cuma günü- eşi getirdi yavruyu evimize, kapıdan parasını alıp gitti.
Eve girer girmez, hoplayıp zıplamaya başladı. Bal'ıma kafa tuttu yine; tıs tıs tısladı.
Her köşeye burnunu soktu, yüreğimizi ağzımıza getirdi. Yorulur gibi olunca da gitti paspasa işedi!
Ne yapacağımı şaşırdım. Tuvalet eğitimi olmayan bir kediyle nasıl başa çıkabileceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu çünkü. Adam tuvalet eğitimi ile ilgili sorumuza ''kedi tuvaletini kullanmayı biliyor'' cevabını vermişti.
Ben kara kara ne yapacağımı düşünüp Google'da kedilere tuvalet eğitimi vermek ile ilgili bulabildiğim ne kadar kaynak varsa peşpeşe okurken o bu pozisyonda uyumaya başladı.


İkinci kez çişini kutuya yaptığında -ki ilk seferde paspasa çiş yaparken yakalayıp kutuya koymuştum- içim bir parça rahatladı.
Sonra kakasını beklemeye başladık. Yapmadı...yapmadı ve saatler geçti; yapmadı.
Bir ara fırsattan istifade banyoya girdi eşim, banyo fayanslarının üzerine kakasını yapmakla kalmayıp, poposunun üzerine oturup sürtüne sürtüne banyoyu boydan boya geçerek poposunu temizlediğinde!!! ben bayılacak gibi oldum :(
Kuyruğu ve popo etrafı kaka içindeydi. Ağlayacak haldeydim. Temizledim poposunu iyice ve banyoyu temizlemeden önce kakasını alıp kutuya koydum. Bir kaç defa da bu tipsizi tuvaletini yapması gereken kutuya koyup başını okşadım.
Bir sonraki sefer kutuya kaka yaptığında nasıl sevindiğimi anlatamam.
Çok küçük olduğundan tuvaletini kutuya da yapsa poposunun çevresinde azıcık da olsa pislik kalıyordu. Tuttum popo çevresindeki tüyleri de makasla olabildiğince kesip-kısalttım. Poposu kakalı gezmesindense maymun gibi poposu çıplak gezmesini tercih ettim.
Çiş-kaka stresi, prize burun sokma, kabloları ısırma gibi bir çok stres verici olay, bir de Bal'ım ile aralarındaki karşılıklı tıslamalı-hırlamalı durum derken ilk üç gün-üç gece bana haram oldu.
Malum, 31 Mayıs günü gezi parkı direnişinin ateşlendiği gündü.
Bir yandan kızlara göz kulak olmaya çalışırken diğer yandan bilgisayara yapışmış halde dakika dakika olayları takip etmeye çalışıyordum.
Öyle yorgun-stresli ve uykuluydum ki, Pazartesi günü gelip çattığında ofise telefon edip bir gün kafa izni kullanacağımı söyledim. Dördüncü günü de kızlarla evde geçirdim.

Sonra n'oldu?
Dördüncü gün Bal'ım bunu aldı, bağrına bastı. Kulağından kuyruğuna dek yalayıp temizlemeye başladı :)
Kutu ortadan kalkmış, Bal'ımın tuvaletine girip çıkmaya tamamen alışmıştı.
Birlikte uyumaya, oynamaya, yemeye ve yaramazlık yapmaya başladılar da ben de yavaş yavaş -en azından kedi kızlar yüzünden yaşadığım- bu stresi kenara atıp hayatımdaki diğer stres öğelerine ve işe geri döndüm :)

Uykuluyken veya yeni uyandığında öyle garip bir surata/bakışlara sahip oluyor ki bu tipsiz, onu bu halde fotoğraflayınca üzerinde kafa patlattığımız isim konusu da çözüme kavuşmuş oldu: Yoda!


Ertesi gün ''Çapulcu'' olduğumuz ilan edilince -elhamdürillah- Yoda'ya ''Çapulcu'' eklendi.
Şimdi her iki ismine de tepki veriyor tipsiz :)


Saçma sapan yerlerde ve pozisyonlarda uyumayı çok seviyor.


Zaten minicik ağzı var, dili de dışarıya çıkarınca tam ısırılası bir tüy yumağı haline geliyor :)

Sanırım bu sefer ''sonradan aşık olma'' durumu söz konusu bende.
Zorla sevdirdi kendini şapşi :)

-devam edecek-

Görseller: kendi malım, istediğim gibi kullanırım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

...yavrum seni layk ettim...